Komşu Bulgaristan ne durumda?

13 Ocak 2018 Cumartesi |

Avrupa Komisyonu yaptığı açıklamada Bulgaristan ekonomisinin 2017’de yıllık yüzde 3.9 büyüdüğünü ve 2018’de de yüzde 3.8 büyüyeceğini gündeme getirdi.
Bulgaristan büyümesi bir yandan iç güvenin ve de dolayısıyla iç talebin artmasından ama diğer yandan da Bulgaristan’ın AB’den aldığı fonları yerinde kullanmasından kaynaklanıyor.
Ülke içinde tüketim, ucuz kredi mevcudiyeti ve de ücret artışının yüksek olması sonrası gerçekleşiyor. Yıllarca zor yaşayabilen Bulgar vatandaşları şimdi hem otomobil alabiliyorlar, hem de modern ev eşyaları gibi şeyleri de satın alıyor. Bu harcama yapabilme durumu, 2008 finansal krizinden sonra gündeme gelmiş.
Yeni evlerin ve de işyerlerinin imalatı, başkent Sofya gibi büyük kentte ya da Plovdive gibi hafif imalat sanayi ve teknoloji merkezlerinde gündeme geliyor. 2007’de AB’ye üyelik, ilk konut inşası artışını gündeme getirmiş ve de konut sektörü nerede ise yıllık GSYİH’nın yüzde 30 kadarı haline gelmişti.
Eğer Bulgaristan, ihracata dönük hafif imalat sanayii ürünleri üretimi yapılmasına ve de işgücü piyasasında büyümeye birkaç yıl daha devam edebilirse, ekonomik büyüme sürekli kalıcı ve yüksek hale gelecek deniyor. Bulgaristan ekonomisi geçmişte hep hizmete dönük bir ekonomi idi. Turizm hizmetleri de iyice sağlam yere basar bir hale gelmişler. İhracat da kuvvetli bir hamle haline gelmek üzere. İnşaat da çok ilerlemiş. Eurostat’a göre Bulgaristan’da işsizlik oranı da, 2016’daki yüzde 8’den 2017 sonunda yüzde 6.1’e inmiş. Bu değişimler sonucu yaşam standardı ise, 2007’deki Eurostat standardının yüzde 34 kadarından, 2016’da yüzde 53 kadarına yükselmiş.
Bulgaristan 20 yıl kadar evvel, iktisatçıların ‘currency board’ dedikleri rejime girmiş ve parası leva da önce Alman Mark’ına sonra da euroya bağlanmış, böylece ülke yüzde 2000 düzeyine çıkan enflasyondan bir iki yılda kurtulabilmişti. O yıl Bulgaristanı ziyaret etmiştim ve iki yıl içinde her şeyi düzelttiklerini gözlerimle görmüştüm.
İlginçtir, bugün bakılırsa da, Bulgaristan AB’nin 28 ülkesinden en fakiridir.
Ama biraz bürokrasiyi ortadan kaldırma çabasını etkili kılarlarsa, biraz da ülkeye gelen yabancı sermaye hareketini desteklerlerse ve de devletin yaptığı yatırımlara da iyi bakılırsa, Bulgaristan yakında iyi bir Avrupa ülkesi olacak. Üstelik de Polonya ve de Macaristan gibi Batı Avrupa’ya horozlanmadan yaşamlarının düzeyini yükseltebilecekler.
17:02 | 0 yorum |

2017′ nin En’ leri

31 Aralık 2017 Pazar |

Erdoğan Doğu


Acısı ve tatlısı ile bir yılı daha ardımızda bırakıyoruz… Yeni yılın daha iyi geçmesi ümidiyle, aklıma gelen olaylar ve kişiler üzerinden herkesin affına ve iyi niyetine sığınarak, bir en’ ler listesi hazırlamak istedim. Elbette unuttuğum olaylar ve kişilerde vardır muhakkak.

En iyi sosyal medya kullanıcısı, Erdinç Kahraman
En dobra Filibeli, Abdurrahman Ardahan
En fazla hayal kırıklığı yaratan birleşme, Dost Birliği
En iyi performans gösteren ekip, İzmir Dost
En fazla umut vadeden STK yöneticisi, Bayram Çolakoğlu
En eli maşalı pehlivan, Erdinç Halim İmamoğlu
En kitap kurdu, Kader Özlem
En cesur açıklama, Mehmet Hoca
En yılın ikilisi, Zürfeddin Hacıoğlu, Nedim Dönmez
En kapalı kutu, Rıfat Yolu
En idealist politikacı, Bilgin Yakupov
En iyi proje, İstisnai vatandaşlık, süresiz oturum ve sağlıktan yararlanma
En çarpıcı çağrı, Turhan Gençoğlu
En katılımcı genç, Burak Koçanoğlu ( her yerde karşıma çıkabiliyor.)
En yeni Bulgaristan merkezli gazete, Kırcaali Haber ( başka da yok maalesef )
En iyi Türkiye merkezli gazete, Balkangünlüğü, Bultürk, Misyon
En Al jazeera, Ajans Bulgaristan
En kültürel yayın, Alev ve Rumeli Dergileri
En iyi koro şefi, Elvan Elvan Türküler
En iyi single, Elvan Günaydın
En iyi şans, Hakan Çavuşoğlu
En iyi bizi anlatan yazar, Yılmaz Özdil
En bölücü yazar, yusuf kaplan
En eli öpülesi nene, Sebile Nene
En seçilmeyen ders, Türkçe
En eksik yanımız, gençler
En şaşırtıcı ziyaret, Aziz Babuşçu
En komik göçmen kızı, Nergül
En büyük gaf, Binali Yıldırım, Mevlüt Çavuşoğlu, Kemal Kılıçtaroğlu ve Şarkıcı Toni
En büyük saf, o da benim galiba
En büyük sorun, Liderlik
En ayrışılan kongre, Konfederasyon BRTK
En fazla fotoğraf çekilen yer, Kırcaali- Ayı
En tarihçi, Stoyan Dinkov
En kötü yanımız, Nepotizm
En yatırımcı şirket, Teklas
En değer kaybeden, Türk Lirası
En iyi tepki, Cumhurbaşkanı olma önşartı olan doğuştan Türkiye vatandaşı olma koşuluna verilen tepki
En fazla arka planda olmayı seçen fikir sahibi gençler, Erdinç Teker, Feridun Öztürk
En aktif gazimiz, Mehmet Ayyıldız
Birde maalesef kayıplarımız var, aramızdan ayrılanlar var…
En fazla unutamayacaklarımız, en fazla üzüldüklerimiz;
Naim Süleymanoğlu
Damla kızımız
Remzi Keser
Eşref Kahraman
Sami Hatipoğlu
Unuttuklarım varsa affola…

16:18 | 0 yorum |

Bizden olmayanlar hain mi?

27 Aralık 2017 Çarşamba |

Erdoğan Doğu
Kutuplaştık, yetmedi daha da kutuplaştık. Bizden olmayana hain dedik, bozguncu dedik
çokta kolay söyledik bu ifadeleri…siyasi rekabetin yerine düşmanlık tohumları ektik.
Öyle bir hale geldik ki; şehitlerimizin mezarlarına hep beraber gidemedik. Sizler şehit oldunuz
ama bakın bizler sizi unutmadık, hep beraber karşınızdayız işte diyemedik.
Bebek Türkan’ın karşısına bir olup çıkamadık.
***
Bu sert ve huzursuz eden siyasetten bıktı herkes, beyler farkında mısınız bilmiyorum ama
”Kırcaali düşüyor, kayıyor elimizden yavaş yavaş…”
Önümüzde ki yada bir sonraki yerel seçimlerde Gerb adayının belediye başkanı olarak
seçilmeyeceğini kim söyleyebilir bana?
Türk nüfusu giderek azalıyor Kırcaali’de… ekonomik çıkmazlar yüzünden gurbette gençlerimiz, inançları yok artık sizlere… Çeşitli arayışlara girilmiş ama onlarda da hep kandırılmışız biz.
Tüm bu umutsuzluk ve hayal kırıklıkları ile beraber, beyler bilmiyorum farkında mısınız ama Kırcaali düşüyor…
***
Bir anne düşünün; kocası gurbette para kazanmak için. Eşinin annesi Türkiye’de hasta kardeşinin yanında,bir anne düşünün gece vardiyasında işe gitmek için çocuğunu evde yalnız bırakmak zorunda. Ve sabah eve geldiğinde çocuğu boğularak öldürülmüş. Hepimiz üzüldük bu habere, kahrolduk kahrolduk…Bizde olmazdı böyle haberler…
Parçalanmış, dağılmış aileler ve maddi imkansızlıklar ile boğuşurken bu insanlar; kim takar sizin ucuz siyasetinizi.
Elbet yanınıza şakşakçı bulmakta zorluk çekmeyeceksiniz ama beyler asıl problemleri görmeyerek sizler bu halktan gitgide uzaklaşıyorsunuz…
***
bir birleşme furyası aldı başını gidiyor. Kısaca anlatayım;
-Önce, Aziz Babuşçu’nun Sofya’da Höh yetkilileri ile görüştüğü haberleri yayılıyor
-Ardından, Ahmet Doğan; Türkiye ile iyi ilişkiler kurmaya mecburuz diyor
-Ve Bal-Göç Kongresinde Turhan Gençoğlu; Geçmişi unutun, gün birleşme zamanıdır diyor.
-Bal-Göç Başkanı Yüksel Özkan; Gençoğlu’nun sözlerine tam destek veriyor.
-Dost Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Hoca; birleşme olamaz diyerek, bu tezi savunanların farklı gezegenlerde yaşadığını söylüyor.
-Hşhp Kurucu Başkanı Kasım Dal; Birleşme fikrinin spekülatif bir amaç taşıdığını belirterek karşı çıkıyor.
-Höh Genel Başkanı Mustafa Karadayı; İkiyüzlülere partimiz kapalı ancak; yanıldım diyenler partimize geri dönebilir diyor.
Ateş olmayan yerde duman tütmez diyerek, bu ifadeler önümüzde ki sürecin nasıl gelişeceğine dair bizlere ipucu veriyor.
Ancak birleşme tarafında olanlar; önce neden ayrıldığımızı bir güzel anlatsın bize…bu ayrılık zamanında kendilerinin ne yaptıklarını da anlatsınlar bir zahmet.
***
En büyük ipucu ise; Türkiye’nin Sofya Büyükelçisi Hasan Ulusoy’un  Türkan Bebek’i anma etkinliklerine hiçbir siyasi partinin yanında yer almadan katılmasıdır. Önceki yıllarda bu durum farklıydı.
Daha önceki yazılarımda Türkiye’nin değişen uluslararası konjonktür ile beraber Balkan politikasının da değiştirmesi gerektiğini ifade etmiştim. Tabi politika ile beraber bürokratların değişimi daha da isabetli olacaktır.
Balkan insanını tanıyan, havasını içine çekmiş, Balkanlar ile ilgili altyapısı, bilgi ve birikimi olan bürokratlara ihtiyacımız vardır. Bugün, bir şeylerin yanlış gitmesinin,aynı su ile iki defa abdest almamızın en büyük sebebi; yanlış bürokratlar ve yanlış yönlendiren bürokratlardır.
Umut edilir ki; üçüncü abdestimizi alırken aynı suyu kullanmayız.
***
Her ne olursa olsun, biz elbet bir olmasını biliriz.
Farklı siyasi düşünceleri benimsesek bile, son deminde yaşarken benliğimiz,
Kırcaali düşmeden, biz gene siyaset üstü aklımızla bir oluruz…


16:59 | 0 yorum |

Ankara ve Sofya bıraksınlar orta oyunları, tabandan gelen isteklere kulak assınlar

 Erdinç Halim

Sayın Turhan Gençoğlu'nun çıkışı tesadüf değil, bu bir danışıklı siyaset mühendisliğidir.
Parti ismi zikretmeden devam edeyim. Eğer Ankara ve Sofya bu konuda görüşmediyse Sn. Turhan Gençoğlu'nun konuşması vahimdir ama ya tersi olduysa yani bu bir danışıklı dövüş ise olay daha da vahimdir demek...
Yıllarca yapılan hataların bedelini ödeyen Ankara'daki ve Sofya'daki siyaset mühendisleri değil, asıl mağdur Bulgaristan Türklerinin ta kendisidir.
Allahtan Ankara bu sefer zamanında tabandan gelen birleşme tepkilerini gördü ve geri adım attı yoksa aylarca susan bir takım oy pazarlamacıları eğer tepkiler olmasıydı şimdi bugün daha farklı meseleleri konuşacaktık bence.
Hatırlayalım ismi lazım değil o sözde Bursa'da büyük dernek ve başkanları bize yıllarca Bulgaristan'da asimilasyon cellatlarımızı Bulgaristan Başbakanı veya Bulgaristan Cumhurlarını, abuk sabuk vekilleri seçtirmediler mi? Evet seçtirdiler hem de bunu bilerek yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar edecekler de. İleride bundan hiç şüphem yok.   


Gelelim yine konumuza, eğer malum birleşme projesi başarılı olsaydı aylarca sözde sessiz bekleyen bazı zatlar dün karşımıza beraber çıkacaklardı bundan adım gibi eminim, Ankara Bursa Sofya arasında gidip gelenler, istişare edenler ap açık biliniyor kâhin olmaya gerek yok, bu zat-i muhteremler rey pazarlamacısı gibi aylarca mekik dokudular oradan buraya sırf bu sözde birleşme gerçek olsun diye lakin istediklerini alamayınca dün itibarı ile yine kedi köpek misali bir birilerine saldırmaya başladılar. Bakın görün önümüzde ki günler ve aylarda yine bir takım sözde birleşme hareketleri yaşanacaktır, bu birleşme olayları er veya geç bir şekilde olacaktır bu aşikardır ama Tabanın kendi isteği doğrultusunda ancak gerçekleşir yoksa diğer türlü bir takım dayatma ve yine pudralanmış eski artistleri makyajlayıp modifiye edip ısıtıp önümüze süreceklerinden hiç şüphem yok. Dolayısı ile Ankara ve Sofya bıraksınlar bu eski orta oyunları asıl tabandan gelen öneri ve isteklere kulak assınlar, tabanın istekleri makyajlı artistlerin gibi para pul değil, tabanın istekleri gayet insancıl ve basit: başta her iki ülke arasında huzur ve güven, sosyopolitik, sosyoekonomik projelerin her iki ülke arasında bir an önce devriye alınmasıdır. Bulgaristan da Türk Müslümanların anayasal haklarını ve iki ülke arasında belirli antlaşmalarda imza altına alınmış hak hukukları iade edilmesidir. Ana dillerini ve ibadetlerini insanca icraat etmeleri hiçbir kısıtlama olmadan...Bulgaristan devlet dairelerinde üst makamlarda görev alabilmeleri v.s. Beyler akçeli işler, ah vah zamanı değil icraat zamanı!
14:02 | 0 yorum |

Türkiye'nin Balkanlar'daki gücü çift taraflı haber akışının kontrolüyle orantılı

23 Aralık 2017 Cumartesi |

Uluslararası haber akışı denildiğinde akla gelen üç haber ajansı var dünyada. Reuters, Associated Press (AP) ve Agence France-Presse. Söz konusu ajanslar, uluslararası alanda en gelişmiş haber toplama ağına sahip ve aynı zamanda da geniş haber dağıtım ağına sahipler.

Daha birkaç yıl öncesine kadar Bulgaristan'dan Türkiye'ye haber akışının yüzde 90'ı bu üç haber ajansı tarafından sağlanıyordu.

Örneğin Reuters'in Bulgaristan'daki Türkleri konu aldığı haberleri Türkiye'de İngilizce'den tercüme edilirken Ayşe ve Hasan gibi Türk isimleri Ayshe ve Hassan olarak yazılıyordu. Türk gazeteleri de Reuters'in tercüme haberlerindeki bu isimleri Ayshe ve Hassan olarak yayımlıyordu. Kısacası Kırcaali'deki Ayşe'nin haberini Sofya'daki Reuters muhabiri George yazıyordu. Mersin'deki Mehmet de Kırcaali'deki Ayşe'nin haberini İngilizce'den tercüme okuyordu.

Sevindirici olan bugün durum değişti. Türkiye büyüdü ve artık Bulgaristan'dan Türkiye'ye haber akışının yüzde 90'nı yabancı haber ajanslarının kontrolünde değil. Bulgaristan'dan Türkiye'ye haber akışının kontrolü artık Türkiye'nin en büyük üç haber ajansı olan Anadolu Ajansı (AA), Doğan Haber Ajansı (DHA) ve İhlas Haber Ajansı'nın (İHA) elinde bulunuyor. Üç ajansın da Bulgaristan'da muhabirleri var.

Ne var ki, haber akışının kontrolü şimdilik tek taraflı. Bölgede güç olan Türkiye çift taraflı haber akışında da söz sahibi olmalı. Türkiye'den Balkan ülkelerine, o ülkelerin dillerindeki haber dağıtımındaki ağırlık yine Türk haber ajanslarında olmalı.

Bir sonraki aşamada ise olması gerekenlerin arasında, haber akışının kontrolünden sonra, toplanan haberlerin analiz edilmesi geliyor. Rutin haber tek başına önemlidir ancak rutin haberlerin toplamının değerlendirilmesi daha da önemlidir.

Bulgaristan örneği tüm Balkan ülkeleri için gerçerli olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.


Daha önce de dile getirdik. Büyük şirketler, devletler, hükümetler, medya…  kendi çıkarları için kendi haberlerini üretirler. Bu bağlamda enformasyon savaşının yani bilgi ve bilgilendirme üzerine gerçekleşen bir güç kavgasının varlığını kabul ederek bilgi akışının lehinde kontrolünü sağlayabilen ülkeler veya gruplar psikolojik üstünlüğü de elinde tuttukları tartışılmaz. 
16:05 | 0 yorum |

Bulgaristan'daki Türk partilerine Ankara mektubu

22 Kasım 2017 Çarşamba |

Ankara, Aziz Babuşçu aracılığı ile Bulgaristan'daki Türk partilerine mektup yolladı. Bulgaristan'daki siyasi partilerden bağımsız düşünen Türklerden ise Ankara'ya selam var.

AK Parti milletvekili Azız Babuşçu geçtiğimiz günlerde Bulgaristan'a gelerek üyelerini ülkedeki Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) ile Sorumluluk, Özgürlük ve Hoşgörü İçin Demokratlar (DOST) partisinin liderleriyle görüştü.

Türk basınında Aziz Babuşçu'nun Sofya ziyareti yer bulmadı ancak Bulgar basını Babuşçu'nun Sofya'ya söz konusu iki Türk partisini bir çatı altında birleştirmeye yönelik görüşmeler yapmaya geldiğini iddia etti.

Babuşçu'nın Bulgaristan'a gelişi parti birleştirmeyle bir alakası olmadığı ziyaretin ardından alaşıldı. Bulgaristan'da bu doğrultuda haber ve yorum yayan medya organlarının tamamı HÖH'ün kontrolünde olmaları dikkat çekti.

HÖH, Suriye sınırında Rus uçağının vurulmasının ardından takındığı Ankara karşıtı tutumu sonrasında Babuşçu'nun ziyareti ile ilgili bilgileri kendi medyaları ile yönlendirerek "Ankara, DOST partisinden umduğunu bulamayınca tekrar bizimle barışmak istiyor" mesajını verdi.
Mesaj, parti tabanına yönelik.

Can alıcı kısmı ülkedeki Türklerden oluşan HÖH'ün tabanı, Ankara ile ilişkilerin kopmasından son derece rahatsız. Parti yönetimi de bunun farkında ve bu sıkıntıyı bir şekilde aşmaya çalışıyor. 27 yıldır HÖH'ün iplerini elinde tutan partinin onursal Genel Başkanı Ahmet Doğan, bölge teşkilatlarından dolaylı yollarla kendisine iletilen "Türkiye'yi karşına alamazsın" sitemlerini artık dikkate alması gerektiğinin farkında.

Babuşçu Sofya'ya neden geldi sorusuna kısaca cevap vermek gerekiyorsa. Babuşçu'nun Sofya'da gerçekleştirdiği görüşmelerden Ankara'nın iki Türk partisini birleştirme gibi bir niyeti olmadığı netleşti. HÖH'e yönelik tutumda küçük protokol değişiklikleri dışında sıcaklık beklenmediği ancak DOST partisine verilen desteğin de aynı şiddette devam etmeyeceği ortaya çıktı.

Aziz Babuşçu'nun Sofya'ya neden geldiği sorusundan daha hayati soruyu ise ülkedeki iki Türk partisinden bağımsız düşünen Bulgaristan'daki Türkler soruyor "Ankara, Bulgaristan'da siyasi partilerle bir yere kadar yol alınabileceğini, hedefe STK'lara önem verilerek ulaşılabileceğini ne zaman kavrayacak?


Rus uçağının vurulmasının ardından HÖH'ün Ankara ile ilişkileri koptu. HÖH'e alternatif olarak kurulan DOST partisi ise son parlamento seçimlerinde yüzde 4'lük barajı aşamadı ve parlamento dışında kaldı. Şimdi merak edilen tüm bunlardan sonra Ankara'nın Bulgaristan'daki Türk partilerine yönelik tutumu ne olacak.  
11:46 | 0 yorum |

Bulgaristan'ın Seçim Malzemesi Türkiye ve Türkler

13 Mart 2017 Pazartesi |

Nahit Doğu

Bulgaristan'da 26 Mart tarihinde gerçekleştirilecek erken genel seçimleri öncesinde, Türkiye ve ülkedeki Türkler konusu seçim malzemesi olarak kullanılıyor. 
 Daha önce aşırı sağ popülist siyasi partiler Türkiye ile ilgili her şeyi seçim propagandası haline getirirken, artık aşırı milliyetçi siyasi oluşumların dışındaki partiler de seçimler öncesinde Türkiye ile ilgili konuları propaganda için kullanmayı tercih ediyor. 
Nüfusu 7 milyon olan Bulgaristan'da yaklaşık bir milyona yakın Türk yaşıyor. Ancak üye tabanını Türklerin oluşturduğu siyasi partilerin temsilcileri herhangi bir seçim mitinginde üç cümle anadilinde seçmene hitap ettiklerinde "skandal" oluyor. 
 Türkiye'de ikamet eden Bulgaristan vatandaşları, oy kullanmak için Bulgaristan'daki doğum yerlerine gelmek istediklerinde "seçim turizmi yapılıyor" suçlamaları ile karşılaşıyor ve ucuz propaganda arayan siyasetçiler Kapıkule'ye gidip söz konusu vatandaşları Bulgaristan'a getiren otobüsleri durdurmak için yol kesiyor. 
 Bir anma töreninin genel görüntülerinde, binlerce insanın arasında bulunan Türk Büyükelçisi 5 saniye seçim görüntüsünde göründü diye o klip yasaklanıyor. Türkiye'de herhangi bir siyaset adamı Balkanlar'daki soydaşlarıyla ilgili bir açıklama yaptığında Bulgaristan'da mutlaka birileri o konuşmada Bulgaristan'ın ulusal çıkarlarını tehdit eden ifadeler buluyor. 
 Her seçimde Türkiye ve Türkler konusunun malzeme yapılmasının birçok nedeni var. Tarihsel önyargılar olduğu gibi, Bulgaristan'daki toplumsal kompleksler de öne çıkıyor ve aynı zamanda ülkedeki mevcut siyasi zemin Türkiye ve Türkler konusu ile şekillendiriliyor.
13:28 | 0 yorum |

BU MU LİYAKAT, BU MU VEFA?

26 Şubat 2017 Pazar |

Kuday Albayrak

Sözlerime iki büyüğümüzün iki veciz sözüyle başlamak istiyorum.
İlki;
İş, ehli olmayan kişilere verilince kıyameti bekle, kıyametin kopması pek yakındır. der Buhârî
İkincisi;
DostIarını daima vefa iIe hatırIa can! Arayan sen oI, buIan sen; tanıyan sen oI, kucakIayan sen. KuIa vefası oImayanın Hakka vefası oImaz. der Mevlana
Ne güzel söylemişler taaaa yıllar yıllar önce. Değerli dostlar, Bulgaristan camiasında da son yaşananlar bu iki sözün üzerine yazmama vesile oluyor. İlki, camiamızı çok yakından ilgilendiren konularda bu işleri bırakın kaldırıp kotarmayı, yüzüne gözüne bulaştıracak olan kişi ve kişilere bir takım mevkiler verilmesidir. Böyle giderse yaşanacak olan kıyamet çok yakındır. Bir iş ehline verilmezse neler olacağından habersizce hareket ediliyor demektir. Malumunuz önümüzdeki günlerde çok önemli bir seçim geçireceğiz. Nasıl mı önemli?
Bulgaristan da geçirecek olduğumuz seçimler bizim için bir milat, bir dönemeç noktası niteliğindedir. Onun içindir ki yanlış yapmaya, bireysel hesapların peşinden koşmaya veya koşanlara yetki vermeye lüksümüzün olmadığı bir durumdur. Birlik ve beraberliğimizi yıllardır özlemini çektiğimiz (konumuz siyaset olduğu için) siyasi bir parti çatısı altında birleştirerek tekrar canlandırabilir gerek Türkiye de gerekse Bulgaristan da özlenen tabloyu çizebiliriz. Bunu halkımız her iki ülkede de başarabilir seviyededir. Yeter ki iyi bir teşkilatlanma oluşturabilelim. Bu teşkilatı bir makineye benzetecek olursak bu makineyi hareket ettirecek olan her dişlinin görevini en iyi şekilde yerine getirmesi gerekir. Bunu da işi ehli olana vererek yapabiliriz. Peki şuan halihazırdaki durum böyle midir? Hayır!!!
Peki ne yapmalıyız? Önce küçük hesaplardan vazgeçeceğiz. Ya da o hesapları yapanları camia olarak üzerimizden atacağız. Artık gerek Türkiye de gerekse geldiğimiz ata topraklarında camia olarak çok şeyi biliyor, görüyor ve değerlendiriyoruz. O zaman yapacak olduğumuz şey, şöyle bir silkelenmek ve işimize yaramayan kişi ve kişileri başımızdan atmak olacaktır. Sadece birkaç kişiyi tanıyor diye birilerini sözcü ya da biraz zengin diye milletvekili yapmamalıyız. Halkının nabzını tutan, halkın saygısı ve sevgisini kazanmış bu sevgi ve saygıyı her şeyin üstünde tutan, aklıselim ve gücünü mensup olduğu halktan alan kişilere görev vererek başarabiliriz.
Buradan mührü elinde bulunduranlara sesleniyorum. Almış olduğunuz kararlar camiamızın hayrına mıdır diye kendinize ya da birkaç kurmayınıza sorarak geçiştiremezsiniz. Eğer böyle hareket edilirse yarın kıyameti yaşamanız olağandır. Sizi o mevkilere getiren milletimizi dinlemeyecekseniz o koltukları işgal etmenizin zamanı dolmuş demektir. Bugün bazılarının zamanını doldurmasından dolayı kurulmadı mı bu parti? Kuruluşunda çok hakkı geçen kişileri bugün düze çıkınca unutursanız sizi de yarın unuttuklarınız unutur. Kaybeden geçici olarak halkımız olabilir ama asıl kaybı sonsuza dek sizler yaşayacaksınız. Bu kaybın yaşanmasını istemiyorsanız liyakatli olan, sevenlerinizi layık oldukları mevkilere atayın. En çok insanımızın olduğu Ankara da, İzmir de, Bursa da, Trakya da kimler var kimler bunları sizlere söylememe gerek bile yok. Sizin için yüreğinin en derinlerinde çok büyük bir sevgi ve umut besleyen kardeşlerinizin sesine kulak verin. Aksi takdirde o küçümseyip geçeriz dediğiniz %4 bir hayal olacak. Durum bunu gösteriyor.
Ankara da kimse, İstanbul da kimse, Bursa da, Trakya da kimse bu işi ehline, layıkı kimse o görevi o kişiye verin. Verin ki onlara güvenen insanımız sizi diğerlerinden farklı bilsin ve güvensin. Halkınızın gözünde sizin yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır. Bakın bu milletimiz neye neden sırtını döndü siz çok çok iyi biliyorsunuz. Eğer böyle devam edilirse sizi savunan, ailesine ayırması gereken zamanı seve seve sizlere ayıran DOST sevdalılarını da bu kıyametin içine sürüklemiş olacaksınız. Bakın bu yola nasıl ve hangi tepkiyle çıktığınızı bu sevdalılarınız çok iyi biliyor. Kazanıldığında tüm camiamız kazanacak ama kaybedilirse bugün eleştirdiğiniz ve sandığa sonsuza dek gömülecek olanlar diye tanımladıklarınızdan bir farkınız kalmayacak. Bugün yapılan bu haksızlıklar yarın kayıplar yaşanınca sebebi ya eski güruhu canlandırma çabası içindeki hainlere ya da hataları yapabilecek olan kendini bilmezlere kesilebilir ama bu önümüzdeki dönemeç çoktan geçilmiş ve hedeflerimize ulaşamadığımız için dövünmekle yetineceğiz. Bu küçük ve basiretsiz insanlar yüzünden sizlerde yarın öbür gün aynı sandıklara, hatta ve hatta bir daha anılmamak üzere mezara gömüleceksiniz. Belki kaybeden sizlerden olursa kayıp birkaç milyon leva ya da birkaç hayal mevki-makam olacaktır. Ama asıl büyük kaybı milletimiz, camiamız yaşayacak. Dili, dini, kültürü, özünden bir parça daha gidecek ve bunun değerine paha biçilemeyecektir. Bu kaybı bir daha yaşamaya bu milletin hiç mi hiç niyeti yoktur.
Bugün araba devrilmeden bu cümleleri sarf etmekten hiç mi hiç üzülmüyorum. Yarın araba devrildikten sonra dövünmek, üzülmek istemediğim içindir bu eleştirilerim. Sadece ve sadece bu değerli milletimin üzülmesini istemediği içindir. Sözlerimi sadece kendi kaleme alan biri olarak değerlendirmeyin. Bu bir varsayım değil gerçeklerin değerlendirilmesidir. Bu mensup olduğum halkın seslenişidir. Bu sözlere kulak verip değerlendiren büyüklerim bu milletle beraber tarihe bu başarıya imza atan liderler olarak geçecektir. Aksini düşünmek dahi istemiyorum. Bakın geçmiş tarihimize. Mazimizde böyle zamanlarda neye gebe olunduğunu göreceksiniz. Eğer en küçük zerre olarak görülen seçmene gereken saygı ve hürmeti göstermezseniz sonuçlarına da katlanırsınız. En büyük gerçek bu!
Seçimi masa başında bir akademisyen misali istatistiklerle yönetmeye kalkarsanız o %4'ü unutun. Seçimi ''En tepedekileri çok iyi tanıyorum, gerek Ankara da gerekse Sofya da bütün kapıları ben açarım.'' diyenlerle de götürmeyi düşünüyorsanız biraz amiyane olacak ama avucunuzu yalayın derim. Seçimi nasıl kazanacağınızı size söylemek benim haddime değil ama naçizane fikrimi sorarsanız. Siz de kimlerin görev almasıyla kazanılacağını çok iyi biliyorsunuz. O isimleri tek tek ezberlediniz. Sadece kendinize sorun. Teşkilat nasıl kurulur ve seçim kazanılır sadece izleyin.
Saygılar sunarım...
20:15 | 0 yorum |

Eski Köye Yeni Adet ve Ben Bilirimciler

24 Şubat 2017 Cuma |

Erdoğan Doğu

Geçenlerde okuduğum bir makalede, gözümüzde bir kör nokta olduğu bilgisi beni oldukça şaşırtmıştı.
Yani ben bu yazıyı şu an baktığım ekranda yazarken aslında bir noktayı tam olarak göremiyorum ve sizde bu yazıyı okurken baktığınız ekranı gerçek anlamda göremiyorsunuz…
Bunun nedeni; retinanın bir bölümünde ışığa duyarsız bir kör noktanın olmasıdır.
Bir yerde bir eksiklik var ve bunun farkında değiliz. Beynimiz, bu eksikliği tamamlıyor; kör nokta yüzünden eksik olan görüntüyü, çevresindeki fona uygun olarak tamamlıyor…( Bu testi yapmak isteyenler KÖR NOKTA TESTİ diye arama yapabilir.)
Peki neden böyle bir giriş yaptım diye sorabilirsiniz! 
Aslında hepimiz kısmi anlamda görme sorunu yaşıyoruz. Bazen o kadar çok emin oluyoruz ki kendimizden, gerçeği görmek için ikinci bir göze ihtiyaç duyduğumuz aklımıza bile gelmiyor ya da işimize gelmiyor…
Özellikle işletmeler, tecrübeli ve kendine güveni tam olan bir çalışanın sıradan, rutin bir proseste kendine güveninden dolayı küçük bir detayı atlaması sorunu ile çok karşılaşırlar. Ve sonuç hatadır, kalitesizliktir, para kaybıdır. Buna işletme körlüğü denir.
Bizim camiamızda böyledir maalesef…
Ben bilirimciler çoktur bizde, yıllardır hep aynı kişiler aynı sahnededir ve bu durum onların ikinci bir göze ihtiyaç duymamasını neden olur. Sizi dinler ama yine de kendi bildiğini yapar. 
Her şeyi ben bilirim düşüncesi yenilik ve gelişimin bir numaralı düşmanıdır aslında, hedeflere dar bir çerçevede ulaşmaya neden olur. Genellikle de ulaşılamaz o hedeflere…
Gerek siyasi mecrada gerekse sosyal yapıda hep aynı isimler çıkar önümüze… siyasi konjonktür değişir, parti isimleri değişir, tüm politikalar değişir ama ben bilirimciler değişmez.
Onlar değişmeyince izlenen yollar da değişmez. Sıradan, eski, yaratıcı olmayan, insanları etkilemeyen politikalar ile hedeflere ulaşmaya çalışılır.
Eski köye yeni adet getirecek insanlar lazım bize…
Yani değişimden yana olan, gelişimden yana olan, farklı uygulamalara sahip, farklı stratejiler üretebilecek kişilere ihtiyaç duyuyoruz en çok… Farklı olmanın, eski köye yeni adet getirmenin bir bedeli var tabi. Dünyanın ilk yuvarlak olduğunu söyleyen Gelileo’nun engizisyon mahkemelerince yargılanması gibi. Köy halkı hemen benimsemez bu adetleri, hatta düşman bile beller…
Bilinmezliği sevmez insanoğlu, rutin onu rahatsız etmez. Ama illa ki bir gün tıkanır bu rutinlerle.
Galiba tıkandık…
Söylemlerin dışına çıkamaz olduk, proje üretemez olduk, eskiyi yaşarken geleceği göremez olduk, yeni isimler bulduk ama yenilikçi olamadık… ben bilirimcilerin önüne geçemedik…
Şimdi yukarıda bahsettiğim kör noktaları kaldırma vaktidir bence…ikinci gözlere ihtiyaç duyarak,  istişare ederek, fikirlere saygı göstererek, liyakata göre hareket ederek yüzde yüzü görme vaktidir. 
14:12 | 0 yorum |

Bulgaristan ile Trump ve Putin!

14 Şubat 2017 Salı |

Deniz Gökçe
Geçtiğimiz günlerde, Rick Lyman New York Times Gazetesi'nde bir Bulgaristan analizi makalesi yazdı. Aşağıda kısaltılmış bir özetini veriyoruz.
Lyman’a göre, Bulgaristan zor bir durumda; bir bacağı batıda, bir bacağı da doğuda. Ve üstüne üstlük yeni Başkan Rumen Radev, Trump ile Putin’i nasıl dengede tutabileceğini de öğrenmek zorunda.
Radev 19 Ocak tarihinde iş başına gelmeden evvel şunları söylemişti: "Biz Avrupa Birliği içindeyiz ve NATO’da da bulunuyoruz. Ama unutmamak lazım ki Rusya ile geçmişten gelen derin ilişkimiz de var!"
Özetle, Bulgaristan ve benzeri durumdaki ülkeler batı ile doğu arasında sıkışmış bulunuyorlar ve tabii de her iki ülkeyi de birbirlerine karşı da oynatıyorlar.
Ama şimdi yeni bir problem ortaya çıktı. Başkan Trump giderek Başkan Putin ile yakınlaşınca Bulgaristan için sorun büyüyor. Trump Kremlin ile ilişkilerini daha da kuvvetlendirmek istiyor. Ama Moskova da, hem NATO, hem de Avrupa Birliği'nden uzaklaşmak istiyor.
Ama geçtiğimiz hafta sonu Trump’ın yeni elçisi, Obama dönemindeki eski yaklaşımı devam ettirerek "Rusya Kırım'dan askerlerini çekmediği taktirde ABD Rusya ile sorun yaşar!" demiş.
Ama diğer taraftan da Rusya ve Putin eski komşuları ile olan ilişkilerini biraz yumuşatmaya çalışıyor, bu nedenle de geçtiğimiz perşembe günü Putin, Macaristan’a Trump dönemindeki ilk ziyaretini yapmış.
Bulgaristan aslında iyi bir Avrupa Birliği üyesi oldu gibi ve Bulgaristan’da yeniden milliyetçilik uyandı gibi, galiba! Ama Bulgaristan dışındaki yerlerde ise Rusya daha çok etki sağlamakta.
Tabii Bulgaristan’da hem Trump ve hem de Putin’in anlaşıp, bölgeyi ikisi arasında paylaşmaları gibi bir felaketi gündeme getirebilirler. Bu aynen İkinci Dünya Savaşı bitmeden kuvvetli ülkelerin kendi bölgeleri diyebilecekleri türden bir ayrışma yaratmaları gibi bir şey olurdu.
Bulgaristan’ın Trump sonrası davranışının, Trump’ın kendi Bulgaristan davranışının iyice ortaya çıkması gerçekleşmeden, pek ortaya çıkması mümkün değil.
Nitekim de Bulgaristan’ın eski Başbakanı Victor Orban, son günlerde Putin ile 'iyi dostluk' konusunda konuşmuşlar ama Kırım konusu gibi zor konulara hiç değinilmemiş.
Aslında herkes Trump’ın Bulgaristan ve de Putin konusunda biraz daha açık konuşmasını bekliyor gibi. Bulgaristan Avrupa Birliği'nin en fakir ülkesi ama Rusya ile geçmiş bağı da çok kuvvetli idi.
Neler olacağı konusunda şimdiden pek bir şey söylenemiyor!
14:48 | 0 yorum |

Müezzinoğlu çağırdı, Balkan ailesi çözüm zirvesine koştu!

31 Ocak 2017 Salı |

Ahmet Emin Yılmaz

Müjdeyi… AK Parti Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu verdi. Yasama görevi yanında AK Parti Seçim İşleri Başkan Yardımcısı, TBMM Adalet Komisyonu Üyesi, TBMM AK Parti Grup Yönetim Kurulu Üyesi ve TBMM Bosna-Hersek Dostluk Grubu Başkanı da olan Çavuşoğlu’nun müjdesini bu sütunlarda dün duyurduk.
Önce…
Yürütülen çalışmayı ve yaklaşımı ortaya koydu:
"Bursa Milletvekilimiz Sayın Mehmet Müezzinoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olduktan sonra Dış İlişkiler Daire Başkanı, SGK Başkan Yardımcısı ve benim yer aldığımız bir komisyon kurdu."
Sonra da...
Çözüm getirilen sorunu açıkladı:
"Soydaşlar birinci dereceden akrabaları olarak anne ve babalarını, yabancı uyruklu olsalar bile kendi sosyal güvenceleriyle sağlık hizmetinden yararlandırabilecekler."
Yazının ardından…
Bakan Müezzinoğlu’nun sorunları çözmek üzere daha kararlı adım attığını ve Balkan ailesini çözümlerin görüşüleceği zirve için Ankara’ya çağırdığını öğrendik.
Nitekim…
Bal-Göç Genel Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özkan’la konuştuğumuzda, Ankara yolundaydı.
Kısa adı BGF olan Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Konfederasyon Başkanvekili görevleri de olan Prof. Dr. Özkan atılan adımın çok önemli olduğunu vurgulayıp Bakan Müezzinoğlu ve Çavuşoğlu’na teşekkür etti.
Ardından da…
Gelişmeyi özetlerken, “19 Ocak’ta Bakanımız Sayın Müezzinoğlu’nu ziyaret edip kapsamlı bir dosya sundum. Yaklaşık 5 saat süren görüşmemizde sorunların tümünü anlattım” dedi ve ekledi:
“Sayın Bakanımız Batı Trakya kökenli olduğu için zaten konuları gayet iyi biliyor. Görüşmemiz sırasında artık çözüm bulmak gerektiğini söyledi.”
Şu bilgiyi verdi:
“Türkiye’nin her yerinden, Balkanlar’la ilgili dernek, federasyon, konfederasyon yöneticileri olarak yaklaşık 70 kişiyi Bakanımız Ankara’ya davet etti. Bulgaristan, Batı Trakya, Bosna Sancağı hep birlikte masada olup çözüm geliştireceğiz.”
Masaya konacak bazı dosyaları da açıkladı:
“Soydaşların sağlık, oturma ve çalışma izinleriyle vatandaşlık kriteri sorunları var. Diploma denklikleri yine sorun. Bu konuların hepsini masaya yatırıp çözüm konuşacağız.”
Toplantıyı…
Bakan Müezzinoğlu’nun görevlendirmesiyle Prof. Dr. Yüksel Özkan koordine edip Balkan derneklerine çağrı çıkardı.

Sudanlıya sağlık var Balkanlar’a yok

Bal-Göç Genel Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özkan’la konuşurken, sağlık uygulamasındaki garipliği öğrendik.
“Gençler artık Batı’ya çalışmaya gidip yerleştiği için Balkanlar’daki köylerde yaşlılar kaldı. Onlar da çocuklarını ziyarete geldiğinde hastalanınca sorun oluyordu” diyen Özkan şunu söyledi:
“Türk Soylu Belgesi yetiyordu, ama Dışişleri o belgeyi vermiyor.”
İsteği şu:
“Libya, Sudan gibi ülkelerden gelenlere 400 kişi kapasiteli sağlık hizmeti veriliyor. Balkanlar da içinde, ama yetmiyor. Balkan kontenjanı arttırılmalı.”
Şu sözler düşündürücü:
“Elbette ülke ve ırk ayrımı olmaz, ama Sudanlı şefkat görürken Balkanlı Türk mağdur oluyor.”
09:22 | 0 yorum |

29 OCAK BATI TRAKYA MİLLİ DİRENİŞ GÜNÜ

29 Ocak 2017 Pazar |

Erdoğan Doğu

Yıllarca Yunanistan’ın baskı rejimine maruz kalan Batı Trakya Türkleri, 1988’de Yunanistan’ın Batı Trakya’da Türk yoktur demesiyle 25 Ocak 1988’de mücadele kararı aldı, Gümülcine Merkez Camiinde toplanılarak protesto yürüyüşü yapılacaktı. 29 Ocak Günü bölgede ki Türkler Gümülcine’ye akın ettiler. Polisin engellemeye çalışmasına rağmen, aşırı milliyetçilerin Türk evlerine, dükkanlarına saldırmasına rağmen her yıl 29 Ocak günü Türk olduklarını haykırarak bu günü ’’Milli Direniş Günü’’ ilan eden Yunanistan’da ki Türk kardeşlerimize selam olsun!
H.Nihal Atsız’ın bir sözü gelir aklıma, ’’Dünyadaki Türkler, Türkiye’ye Kabe gözüyle bakar.’’
Büyük usta ne güzel analiz ederek kağıda dökmüş anavatana olan özlemi…
Günümüzde yazar geçinenler ise köşelerine aşağıda ki satırları yazacak kadar tarih bilgisine sahip değiller;
’’Osmanlı, farklı dinleri, kültürleri bir arada yaşatan muazzam bir medeniyet tecrübesiydi. O yüzden Osmanlı zaaf gösterince ve tarihten çekilince ülkede ipleri her bakımdan azınlıklar ele geçirdi. İngilizlerin ve Yahudilerin güdümündeki Balkan kökenli azınlıklar, her şeyi kontrol ettiler: Sivil ve askerî bürokrasi üzerinden Batılıların vesayetine girdi Türkiye son iki asırdır.’’
Yazar ve yayınlanan gazete bilgisini bu kadar tarihten yoksun kişilerin prim yapmaması adına paylaşmak istemiyorum. 
Balkan Türklerinin; Evlad-ı Fatihan olduğunu bilmeyen, kaybedilmiş toprakların evlatları olduğunu bilmeyen, Osmanlının İskan Politikasını gerçekleştirmek için yeni fethedilen yerlere, bölgeyi Müslümanlaştırmak için giden Akıncılar olduğunu bilmeyen bu kişilerin Balkanlarda hala Türklük mücadelesi veren kardeşlerimizi ve sonra ki yıllarda oralardan Türkiye’ye göç etmiş Türkleri, İngilizler ve Yahudiler ile işbirliği içerisinde göstermesi ne acıdır…
Ya da bu tarih yoksunu kişilerin amacı zor günler geçiren ülkemizde yeni bir kutuplaşma yaratmak mıdır?
14:17 | 0 yorum |

Yaşasın bizim parti

29 Aralık 2016 Perşembe |

Nahit Doğu

AB ülkeleri arasında en düşük asgari ücret Bulgaristan’da...
Ülkede suyu olmayan köyler var...
İşsizlik yüzünden binlerce genç Batı Avrupa ülkelerine göçmüş...
Sağlık sistemi içler acısı...
Eğitim fos...
Sıradan vatandaşı birileri DOST mu HÖH mu kavgasına sokuyor.  
HÖH yıllarca Bulgaristan’daki Türklerin temel haklarıyla ilgili herhangi bir adım atmadı ve sadece elalem işte görsün yöntemiyle oyalama taktiğine başvurdu. Ancak HÖH bunu yaparken, bugünün DOST yöneticileri HÖH’ün yöneticileriydi ve bu partiye küçücük bir eleştiri getirenleri dahil düşman ilan etti. Bu dalgaya bugün DOST’u destekliyor görünen Türkiye’deki göçmen dernekleri de katıldı. Oysa sivil toplum kuruluşlarının amacı kısır parti propagandası yapmak değildir.
Hatırlatmakta yarar var; HÖH Türkleri uyuturken Türkiye’nin Bulgaristan’da görev yapan diplomatları HÖH partisinin temsilcilerinden farklı görüş beyan edenleri yıllarca yok saydı.
Kısacası senin partin benimkinden iyi değil. Zaten soru da bu olmamalı. Asıl soru başka.
- Bulgaristan’da Türklerin en yoğun yaşadığı bölgelerde Türkçe radyo ve televizyon yayını ne zaman başlayacak?
-1984 yılında silah zoruyla verilen Bulgar isimleri nüfus kütüklerinden ne zaman silinecek?
- Anadili dersleri, seçmeli aldatmacasından çıkarılıp ne zaman zorunlu olacak?
- Seçim döneminde Türkçe propaganda yasağı ne zaman kaldırılacak?...
Bu sorularin sayisi hayli fazla ancak cevap vermek isteyen yok.
HÖH’ün yıllarca başvurduğu oyalama taktiği bugün bizi birbirimize düşürerek devam ettirilmek isteniliyor. HÖH’ü destekleyen Mehmet ile DOST’u destekleyen Yusuf arasında bir fark yok. Varsa bile o farkı onların beyinlerinde şekillendirenler hep aynı siyasetçiler oldu. O siyasetçilere izin verenler ise bizleriz. Bölünmeyelim aldatmacası ile hep birlikte Türk toplumunun uyuşuk halde kalmasına yardımcı olduk.
Bölünelim artık!
Parlamentoda kaç milletvekiliniz var hiç bir önemi yok. Önemli olan o milletvekillerinin icraatları. Önemli olan HÖH’ü destekleyen Mehmet ile DOST’u destekleyen Yusuf’un aidiyeti ile ilgili beklentilerinin karşılanması.
Dilde, dinde ve fikirde bölünmeyelim. Birlik buralarda aranıyor, parti çkarlarında değil. Partinin çıkarı ile Türk toplumunun beklentisi çelişiyor.
Sıradan vatandaşa senin partin benim partim kavgası yaptırılırken o partilerin yöneticileri siyah camlı otomobillerle Sofya’nın merkezindeki restoranlarda cirit atıyor.
Çocuğu okulda anadilini okuyamıyor, maaşı elektrik faturasını ödemeye yetmiyor ama vatandaş DOST mu HÖH mü kavgasına gönüllü alet oluyor.
Minik şehidimiz Türkan Bebeğin mezarının başında parti bayrağı ve şapkası kavgası yapabiliyoruz ama kimse Türkan’ın adının bir sokağa verilerek neden yaşatılmadığını sormaz.
Yaşasın bizim parti.
21:06 | 0 yorum |

Bir Günlüğüne Bırakabilseydik Siyaseti

28 Aralık 2016 Çarşamba |

Erdogan Doğu

Her yıl olduğu gibi bu yılda asimilasyon dönemi şehitlerimiz dualar ve mevlitler ile anıldı. Her ne kadar bu tarihler yüreğimizi acıtsa da, içimizi hüzün sarsa da, birlik ve bütünlüğümüzü sağlayan, on binleri aynı çatı altında buluşturan günler olması nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir bizim için. 
Bu yıl ki anma etkinliklerine baktığımızda hüznüm daha da bir arttı aslında. Bize geçmişimizi hatırlatan, yaşanılan acıları bir daha yaşamamak için içimizdeki milli birlik ve maneviyat duygularını güçlendiren bu günlere de siyaseti bulaştırmayı başardık.
Bundan önceki birkaç yazımda, kutuplaşma tehlikesine dikkat çekmiştim. Ve bu siyaset tarzının bizlere zarar vereceğini söylemiştim. Kutuplaşmayı, herhangi bir hizmet vermeden ya da herhangi bir proje üretmeden oy potansiyelini korumaya çalışan siyasetçilerin kullanacağını da dile getirmiştim.
Görüldüki son anma etkinliklerinde siyasi partilerin bayrakları her tarafı süslemiş,
siyasi partilerin logolu şapkaları ile anma etkinliklerine gelinmiş. Peki burada ki amaç nedir? Ya da neden böyle bir yol izleme ihtiyacı hissedilir?
Ya da şu sorular sorulabilir mi?
-Sizin partiniz için mi vuruldu Türkan Bebek? Yoksa sizinki için mi?
-Sizin partiniz için mi mücadele etti Nuri Adalı? Yoksa sizinki için mi?
-Sizin partiniz için mi yatıldı Belene’de? Yoksa sizinki için mi?
Bilmenizi isterim ki bu tutumunuz en çok şehitlerimizin ailelerini üzmektedir. Onların yanında bir bütün olarak yer alıp acılarını paylaşarak siyasete bir gün ara verelim. Varlığımızı en üst düzeyde hissettirelim. Tabi ki siyasiler orada olacak, her zaman da olmalılar. Ama bir günlüğüne de olsa siyaseti unutarak.

Son olarak başta belirttiğim kutuplaşmanın ne boyuta vardığını hatırlatmak isterim.
Bir siyasi parti lideri konuşmasında Türkçe konuşabilme hakkından bahsederken diğer parti üyeleri yuhalıyor. Sırf karşı olabilmek adına,
Üzücü…


13:25 | 0 yorum |

Komşudaki DOST ve HÖH ayrışması

10 Ekim 2016 Pazartesi |

İHSAN AYDIN

Adı Türk ama sanki soyuyla bir bağı yok. Yıllardır Türkiye'ye gelmişliği de yok sayılır.
Üstelik, onca yıldır Türk azınlığı temsil ettiği sanılan bir partinin de doğal lideri.
Ahmet Doğan ismini Bulgaristan'ı az çok tanıyanlar bilir.
Yıllarca Hak ve Özgürlükler Hareketi'nin liderliğini yaptı...   
10:51 | 0 yorum |

Mustafa'ya Sahip Çıkın

4 Ekim 2016 Salı |

Bulgaristan Türklerinin siyasi temsili çeyrek asır boyunca HÖH tekelindeydi. 
Sonrasında HŞHP ve DOST Partisinin kurulmasıyla birlikte temsiliyet ve söylem çeşitliliği meydana geldi.
Yalnız bu iyi sonuçların yanında bir de rekabetten kaynaklanan eksi neticeler meydana çıktı. 
Asimilasyon sürecinde şehit verdiğimiz 18 aylık Türkan bebeğin anma gününde
HÖH ve DOST partililer arasında yaşanan gerginlik bunun ilk göstergesiydi. 
Bu törende yaşananlar Koca Yusuf Güreşlerine de yansıdı ve ne yazıkki güreşler bu sene yapılamadı. 
Ortaya Bulgaristan Türklerine hizmet sunma söylemi ile çıkan siyasilerin tam aksine zarar vermeleri 
aslında ortada bir çıkar çatışması olduğunu net olarak gösteriyor.
Demokrasiye geçişin olduğu 1989 senesinden beri Bulgaristan Türklerinin hala kimlikeri için mücadele veriyor olmaları,
eğitim ve maddi konularda aşılamayan engeller siyasilerin sınıfta kaldığının net örneğidir. 
Son olarak Koşukavaklı küçük Mustafa'nın tedavi için götürüldüğü Filibe'de terk edilmiş haldeki görüntüsü
Bulgaristan Türklüğünün utanç vesikasıdır. Törenlerde yenen kuzu çevirmeleri bu evladımızı sahipsiz ,
sefil bırakanların boğazında kalsın! İş üst kademelerle fotoğraf vermeye, gizliden yurtdışında hesaplar açmaya,
başkalarının adına evler ve şirketler açmaya gelince en önde olanlar sıra bir hasta çocuğa bakmaya vardığında saklambaç oynamayı tercih ediyor! 
Vicdan sahibi insanlarımıza sesleniyorum lütfen Mustafa'ya sahip çıkın. Çıkmayanlardan da hesap sorun!

Erdinç TEKER
13:59 | 0 yorum |
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve AJANS BG'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Мненията на редакцията и на автора/ите могат да не съвпадат.