Bulgaristan'ın Seçim Malzemesi Türkiye ve Türkler

13 Mart 2017 Pazartesi |

Nahit Doğu

Bulgaristan'da 26 Mart tarihinde gerçekleştirilecek erken genel seçimleri öncesinde, Türkiye ve ülkedeki Türkler konusu seçim malzemesi olarak kullanılıyor. 
 Daha önce aşırı sağ popülist siyasi partiler Türkiye ile ilgili her şeyi seçim propagandası haline getirirken, artık aşırı milliyetçi siyasi oluşumların dışındaki partiler de seçimler öncesinde Türkiye ile ilgili konuları propaganda için kullanmayı tercih ediyor. 
Nüfusu 7 milyon olan Bulgaristan'da yaklaşık bir milyona yakın Türk yaşıyor. Ancak üye tabanını Türklerin oluşturduğu siyasi partilerin temsilcileri herhangi bir seçim mitinginde üç cümle anadilinde seçmene hitap ettiklerinde "skandal" oluyor. 
 Türkiye'de ikamet eden Bulgaristan vatandaşları, oy kullanmak için Bulgaristan'daki doğum yerlerine gelmek istediklerinde "seçim turizmi yapılıyor" suçlamaları ile karşılaşıyor ve ucuz propaganda arayan siyasetçiler Kapıkule'ye gidip söz konusu vatandaşları Bulgaristan'a getiren otobüsleri durdurmak için yol kesiyor. 
 Bir anma töreninin genel görüntülerinde, binlerce insanın arasında bulunan Türk Büyükelçisi 5 saniye seçim görüntüsünde göründü diye o klip yasaklanıyor. Türkiye'de herhangi bir siyaset adamı Balkanlar'daki soydaşlarıyla ilgili bir açıklama yaptığında Bulgaristan'da mutlaka birileri o konuşmada Bulgaristan'ın ulusal çıkarlarını tehdit eden ifadeler buluyor. 
 Her seçimde Türkiye ve Türkler konusunun malzeme yapılmasının birçok nedeni var. Tarihsel önyargılar olduğu gibi, Bulgaristan'daki toplumsal kompleksler de öne çıkıyor ve aynı zamanda ülkedeki mevcut siyasi zemin Türkiye ve Türkler konusu ile şekillendiriliyor.
13:28 | 0 yorum |

BU MU LİYAKAT, BU MU VEFA?

26 Şubat 2017 Pazar |

Kuday Albayrak

Sözlerime iki büyüğümüzün iki veciz sözüyle başlamak istiyorum.
İlki;
İş, ehli olmayan kişilere verilince kıyameti bekle, kıyametin kopması pek yakındır. der Buhârî
İkincisi;
DostIarını daima vefa iIe hatırIa can! Arayan sen oI, buIan sen; tanıyan sen oI, kucakIayan sen. KuIa vefası oImayanın Hakka vefası oImaz. der Mevlana
Ne güzel söylemişler taaaa yıllar yıllar önce. Değerli dostlar, Bulgaristan camiasında da son yaşananlar bu iki sözün üzerine yazmama vesile oluyor. İlki, camiamızı çok yakından ilgilendiren konularda bu işleri bırakın kaldırıp kotarmayı, yüzüne gözüne bulaştıracak olan kişi ve kişilere bir takım mevkiler verilmesidir. Böyle giderse yaşanacak olan kıyamet çok yakındır. Bir iş ehline verilmezse neler olacağından habersizce hareket ediliyor demektir. Malumunuz önümüzdeki günlerde çok önemli bir seçim geçireceğiz. Nasıl mı önemli?
Bulgaristan da geçirecek olduğumuz seçimler bizim için bir milat, bir dönemeç noktası niteliğindedir. Onun içindir ki yanlış yapmaya, bireysel hesapların peşinden koşmaya veya koşanlara yetki vermeye lüksümüzün olmadığı bir durumdur. Birlik ve beraberliğimizi yıllardır özlemini çektiğimiz (konumuz siyaset olduğu için) siyasi bir parti çatısı altında birleştirerek tekrar canlandırabilir gerek Türkiye de gerekse Bulgaristan da özlenen tabloyu çizebiliriz. Bunu halkımız her iki ülkede de başarabilir seviyededir. Yeter ki iyi bir teşkilatlanma oluşturabilelim. Bu teşkilatı bir makineye benzetecek olursak bu makineyi hareket ettirecek olan her dişlinin görevini en iyi şekilde yerine getirmesi gerekir. Bunu da işi ehli olana vererek yapabiliriz. Peki şuan halihazırdaki durum böyle midir? Hayır!!!
Peki ne yapmalıyız? Önce küçük hesaplardan vazgeçeceğiz. Ya da o hesapları yapanları camia olarak üzerimizden atacağız. Artık gerek Türkiye de gerekse geldiğimiz ata topraklarında camia olarak çok şeyi biliyor, görüyor ve değerlendiriyoruz. O zaman yapacak olduğumuz şey, şöyle bir silkelenmek ve işimize yaramayan kişi ve kişileri başımızdan atmak olacaktır. Sadece birkaç kişiyi tanıyor diye birilerini sözcü ya da biraz zengin diye milletvekili yapmamalıyız. Halkının nabzını tutan, halkın saygısı ve sevgisini kazanmış bu sevgi ve saygıyı her şeyin üstünde tutan, aklıselim ve gücünü mensup olduğu halktan alan kişilere görev vererek başarabiliriz.
Buradan mührü elinde bulunduranlara sesleniyorum. Almış olduğunuz kararlar camiamızın hayrına mıdır diye kendinize ya da birkaç kurmayınıza sorarak geçiştiremezsiniz. Eğer böyle hareket edilirse yarın kıyameti yaşamanız olağandır. Sizi o mevkilere getiren milletimizi dinlemeyecekseniz o koltukları işgal etmenizin zamanı dolmuş demektir. Bugün bazılarının zamanını doldurmasından dolayı kurulmadı mı bu parti? Kuruluşunda çok hakkı geçen kişileri bugün düze çıkınca unutursanız sizi de yarın unuttuklarınız unutur. Kaybeden geçici olarak halkımız olabilir ama asıl kaybı sonsuza dek sizler yaşayacaksınız. Bu kaybın yaşanmasını istemiyorsanız liyakatli olan, sevenlerinizi layık oldukları mevkilere atayın. En çok insanımızın olduğu Ankara da, İzmir de, Bursa da, Trakya da kimler var kimler bunları sizlere söylememe gerek bile yok. Sizin için yüreğinin en derinlerinde çok büyük bir sevgi ve umut besleyen kardeşlerinizin sesine kulak verin. Aksi takdirde o küçümseyip geçeriz dediğiniz %4 bir hayal olacak. Durum bunu gösteriyor.
Ankara da kimse, İstanbul da kimse, Bursa da, Trakya da kimse bu işi ehline, layıkı kimse o görevi o kişiye verin. Verin ki onlara güvenen insanımız sizi diğerlerinden farklı bilsin ve güvensin. Halkınızın gözünde sizin yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır. Bakın bu milletimiz neye neden sırtını döndü siz çok çok iyi biliyorsunuz. Eğer böyle devam edilirse sizi savunan, ailesine ayırması gereken zamanı seve seve sizlere ayıran DOST sevdalılarını da bu kıyametin içine sürüklemiş olacaksınız. Bakın bu yola nasıl ve hangi tepkiyle çıktığınızı bu sevdalılarınız çok iyi biliyor. Kazanıldığında tüm camiamız kazanacak ama kaybedilirse bugün eleştirdiğiniz ve sandığa sonsuza dek gömülecek olanlar diye tanımladıklarınızdan bir farkınız kalmayacak. Bugün yapılan bu haksızlıklar yarın kayıplar yaşanınca sebebi ya eski güruhu canlandırma çabası içindeki hainlere ya da hataları yapabilecek olan kendini bilmezlere kesilebilir ama bu önümüzdeki dönemeç çoktan geçilmiş ve hedeflerimize ulaşamadığımız için dövünmekle yetineceğiz. Bu küçük ve basiretsiz insanlar yüzünden sizlerde yarın öbür gün aynı sandıklara, hatta ve hatta bir daha anılmamak üzere mezara gömüleceksiniz. Belki kaybeden sizlerden olursa kayıp birkaç milyon leva ya da birkaç hayal mevki-makam olacaktır. Ama asıl büyük kaybı milletimiz, camiamız yaşayacak. Dili, dini, kültürü, özünden bir parça daha gidecek ve bunun değerine paha biçilemeyecektir. Bu kaybı bir daha yaşamaya bu milletin hiç mi hiç niyeti yoktur.
Bugün araba devrilmeden bu cümleleri sarf etmekten hiç mi hiç üzülmüyorum. Yarın araba devrildikten sonra dövünmek, üzülmek istemediğim içindir bu eleştirilerim. Sadece ve sadece bu değerli milletimin üzülmesini istemediği içindir. Sözlerimi sadece kendi kaleme alan biri olarak değerlendirmeyin. Bu bir varsayım değil gerçeklerin değerlendirilmesidir. Bu mensup olduğum halkın seslenişidir. Bu sözlere kulak verip değerlendiren büyüklerim bu milletle beraber tarihe bu başarıya imza atan liderler olarak geçecektir. Aksini düşünmek dahi istemiyorum. Bakın geçmiş tarihimize. Mazimizde böyle zamanlarda neye gebe olunduğunu göreceksiniz. Eğer en küçük zerre olarak görülen seçmene gereken saygı ve hürmeti göstermezseniz sonuçlarına da katlanırsınız. En büyük gerçek bu!
Seçimi masa başında bir akademisyen misali istatistiklerle yönetmeye kalkarsanız o %4'ü unutun. Seçimi ''En tepedekileri çok iyi tanıyorum, gerek Ankara da gerekse Sofya da bütün kapıları ben açarım.'' diyenlerle de götürmeyi düşünüyorsanız biraz amiyane olacak ama avucunuzu yalayın derim. Seçimi nasıl kazanacağınızı size söylemek benim haddime değil ama naçizane fikrimi sorarsanız. Siz de kimlerin görev almasıyla kazanılacağını çok iyi biliyorsunuz. O isimleri tek tek ezberlediniz. Sadece kendinize sorun. Teşkilat nasıl kurulur ve seçim kazanılır sadece izleyin.
Saygılar sunarım...
20:15 | 0 yorum |

Eski Köye Yeni Adet ve Ben Bilirimciler

24 Şubat 2017 Cuma |

Erdoğan Doğu

Geçenlerde okuduğum bir makalede, gözümüzde bir kör nokta olduğu bilgisi beni oldukça şaşırtmıştı.
Yani ben bu yazıyı şu an baktığım ekranda yazarken aslında bir noktayı tam olarak göremiyorum ve sizde bu yazıyı okurken baktığınız ekranı gerçek anlamda göremiyorsunuz…
Bunun nedeni; retinanın bir bölümünde ışığa duyarsız bir kör noktanın olmasıdır.
Bir yerde bir eksiklik var ve bunun farkında değiliz. Beynimiz, bu eksikliği tamamlıyor; kör nokta yüzünden eksik olan görüntüyü, çevresindeki fona uygun olarak tamamlıyor…( Bu testi yapmak isteyenler KÖR NOKTA TESTİ diye arama yapabilir.)
Peki neden böyle bir giriş yaptım diye sorabilirsiniz! 
Aslında hepimiz kısmi anlamda görme sorunu yaşıyoruz. Bazen o kadar çok emin oluyoruz ki kendimizden, gerçeği görmek için ikinci bir göze ihtiyaç duyduğumuz aklımıza bile gelmiyor ya da işimize gelmiyor…
Özellikle işletmeler, tecrübeli ve kendine güveni tam olan bir çalışanın sıradan, rutin bir proseste kendine güveninden dolayı küçük bir detayı atlaması sorunu ile çok karşılaşırlar. Ve sonuç hatadır, kalitesizliktir, para kaybıdır. Buna işletme körlüğü denir.
Bizim camiamızda böyledir maalesef…
Ben bilirimciler çoktur bizde, yıllardır hep aynı kişiler aynı sahnededir ve bu durum onların ikinci bir göze ihtiyaç duymamasını neden olur. Sizi dinler ama yine de kendi bildiğini yapar. 
Her şeyi ben bilirim düşüncesi yenilik ve gelişimin bir numaralı düşmanıdır aslında, hedeflere dar bir çerçevede ulaşmaya neden olur. Genellikle de ulaşılamaz o hedeflere…
Gerek siyasi mecrada gerekse sosyal yapıda hep aynı isimler çıkar önümüze… siyasi konjonktür değişir, parti isimleri değişir, tüm politikalar değişir ama ben bilirimciler değişmez.
Onlar değişmeyince izlenen yollar da değişmez. Sıradan, eski, yaratıcı olmayan, insanları etkilemeyen politikalar ile hedeflere ulaşmaya çalışılır.
Eski köye yeni adet getirecek insanlar lazım bize…
Yani değişimden yana olan, gelişimden yana olan, farklı uygulamalara sahip, farklı stratejiler üretebilecek kişilere ihtiyaç duyuyoruz en çok… Farklı olmanın, eski köye yeni adet getirmenin bir bedeli var tabi. Dünyanın ilk yuvarlak olduğunu söyleyen Gelileo’nun engizisyon mahkemelerince yargılanması gibi. Köy halkı hemen benimsemez bu adetleri, hatta düşman bile beller…
Bilinmezliği sevmez insanoğlu, rutin onu rahatsız etmez. Ama illa ki bir gün tıkanır bu rutinlerle.
Galiba tıkandık…
Söylemlerin dışına çıkamaz olduk, proje üretemez olduk, eskiyi yaşarken geleceği göremez olduk, yeni isimler bulduk ama yenilikçi olamadık… ben bilirimcilerin önüne geçemedik…
Şimdi yukarıda bahsettiğim kör noktaları kaldırma vaktidir bence…ikinci gözlere ihtiyaç duyarak,  istişare ederek, fikirlere saygı göstererek, liyakata göre hareket ederek yüzde yüzü görme vaktidir. 
14:12 | 0 yorum |

Bulgaristan ile Trump ve Putin!

14 Şubat 2017 Salı |

Deniz Gökçe
Geçtiğimiz günlerde, Rick Lyman New York Times Gazetesi'nde bir Bulgaristan analizi makalesi yazdı. Aşağıda kısaltılmış bir özetini veriyoruz.
Lyman’a göre, Bulgaristan zor bir durumda; bir bacağı batıda, bir bacağı da doğuda. Ve üstüne üstlük yeni Başkan Rumen Radev, Trump ile Putin’i nasıl dengede tutabileceğini de öğrenmek zorunda.
Radev 19 Ocak tarihinde iş başına gelmeden evvel şunları söylemişti: "Biz Avrupa Birliği içindeyiz ve NATO’da da bulunuyoruz. Ama unutmamak lazım ki Rusya ile geçmişten gelen derin ilişkimiz de var!"
Özetle, Bulgaristan ve benzeri durumdaki ülkeler batı ile doğu arasında sıkışmış bulunuyorlar ve tabii de her iki ülkeyi de birbirlerine karşı da oynatıyorlar.
Ama şimdi yeni bir problem ortaya çıktı. Başkan Trump giderek Başkan Putin ile yakınlaşınca Bulgaristan için sorun büyüyor. Trump Kremlin ile ilişkilerini daha da kuvvetlendirmek istiyor. Ama Moskova da, hem NATO, hem de Avrupa Birliği'nden uzaklaşmak istiyor.
Ama geçtiğimiz hafta sonu Trump’ın yeni elçisi, Obama dönemindeki eski yaklaşımı devam ettirerek "Rusya Kırım'dan askerlerini çekmediği taktirde ABD Rusya ile sorun yaşar!" demiş.
Ama diğer taraftan da Rusya ve Putin eski komşuları ile olan ilişkilerini biraz yumuşatmaya çalışıyor, bu nedenle de geçtiğimiz perşembe günü Putin, Macaristan’a Trump dönemindeki ilk ziyaretini yapmış.
Bulgaristan aslında iyi bir Avrupa Birliği üyesi oldu gibi ve Bulgaristan’da yeniden milliyetçilik uyandı gibi, galiba! Ama Bulgaristan dışındaki yerlerde ise Rusya daha çok etki sağlamakta.
Tabii Bulgaristan’da hem Trump ve hem de Putin’in anlaşıp, bölgeyi ikisi arasında paylaşmaları gibi bir felaketi gündeme getirebilirler. Bu aynen İkinci Dünya Savaşı bitmeden kuvvetli ülkelerin kendi bölgeleri diyebilecekleri türden bir ayrışma yaratmaları gibi bir şey olurdu.
Bulgaristan’ın Trump sonrası davranışının, Trump’ın kendi Bulgaristan davranışının iyice ortaya çıkması gerçekleşmeden, pek ortaya çıkması mümkün değil.
Nitekim de Bulgaristan’ın eski Başbakanı Victor Orban, son günlerde Putin ile 'iyi dostluk' konusunda konuşmuşlar ama Kırım konusu gibi zor konulara hiç değinilmemiş.
Aslında herkes Trump’ın Bulgaristan ve de Putin konusunda biraz daha açık konuşmasını bekliyor gibi. Bulgaristan Avrupa Birliği'nin en fakir ülkesi ama Rusya ile geçmiş bağı da çok kuvvetli idi.
Neler olacağı konusunda şimdiden pek bir şey söylenemiyor!
14:48 | 0 yorum |

Müezzinoğlu çağırdı, Balkan ailesi çözüm zirvesine koştu!

31 Ocak 2017 Salı |

Ahmet Emin Yılmaz

Müjdeyi… AK Parti Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu verdi. Yasama görevi yanında AK Parti Seçim İşleri Başkan Yardımcısı, TBMM Adalet Komisyonu Üyesi, TBMM AK Parti Grup Yönetim Kurulu Üyesi ve TBMM Bosna-Hersek Dostluk Grubu Başkanı da olan Çavuşoğlu’nun müjdesini bu sütunlarda dün duyurduk.
Önce…
Yürütülen çalışmayı ve yaklaşımı ortaya koydu:
"Bursa Milletvekilimiz Sayın Mehmet Müezzinoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olduktan sonra Dış İlişkiler Daire Başkanı, SGK Başkan Yardımcısı ve benim yer aldığımız bir komisyon kurdu."
Sonra da...
Çözüm getirilen sorunu açıkladı:
"Soydaşlar birinci dereceden akrabaları olarak anne ve babalarını, yabancı uyruklu olsalar bile kendi sosyal güvenceleriyle sağlık hizmetinden yararlandırabilecekler."
Yazının ardından…
Bakan Müezzinoğlu’nun sorunları çözmek üzere daha kararlı adım attığını ve Balkan ailesini çözümlerin görüşüleceği zirve için Ankara’ya çağırdığını öğrendik.
Nitekim…
Bal-Göç Genel Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özkan’la konuştuğumuzda, Ankara yolundaydı.
Kısa adı BGF olan Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Konfederasyon Başkanvekili görevleri de olan Prof. Dr. Özkan atılan adımın çok önemli olduğunu vurgulayıp Bakan Müezzinoğlu ve Çavuşoğlu’na teşekkür etti.
Ardından da…
Gelişmeyi özetlerken, “19 Ocak’ta Bakanımız Sayın Müezzinoğlu’nu ziyaret edip kapsamlı bir dosya sundum. Yaklaşık 5 saat süren görüşmemizde sorunların tümünü anlattım” dedi ve ekledi:
“Sayın Bakanımız Batı Trakya kökenli olduğu için zaten konuları gayet iyi biliyor. Görüşmemiz sırasında artık çözüm bulmak gerektiğini söyledi.”
Şu bilgiyi verdi:
“Türkiye’nin her yerinden, Balkanlar’la ilgili dernek, federasyon, konfederasyon yöneticileri olarak yaklaşık 70 kişiyi Bakanımız Ankara’ya davet etti. Bulgaristan, Batı Trakya, Bosna Sancağı hep birlikte masada olup çözüm geliştireceğiz.”
Masaya konacak bazı dosyaları da açıkladı:
“Soydaşların sağlık, oturma ve çalışma izinleriyle vatandaşlık kriteri sorunları var. Diploma denklikleri yine sorun. Bu konuların hepsini masaya yatırıp çözüm konuşacağız.”
Toplantıyı…
Bakan Müezzinoğlu’nun görevlendirmesiyle Prof. Dr. Yüksel Özkan koordine edip Balkan derneklerine çağrı çıkardı.

Sudanlıya sağlık var Balkanlar’a yok

Bal-Göç Genel Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özkan’la konuşurken, sağlık uygulamasındaki garipliği öğrendik.
“Gençler artık Batı’ya çalışmaya gidip yerleştiği için Balkanlar’daki köylerde yaşlılar kaldı. Onlar da çocuklarını ziyarete geldiğinde hastalanınca sorun oluyordu” diyen Özkan şunu söyledi:
“Türk Soylu Belgesi yetiyordu, ama Dışişleri o belgeyi vermiyor.”
İsteği şu:
“Libya, Sudan gibi ülkelerden gelenlere 400 kişi kapasiteli sağlık hizmeti veriliyor. Balkanlar da içinde, ama yetmiyor. Balkan kontenjanı arttırılmalı.”
Şu sözler düşündürücü:
“Elbette ülke ve ırk ayrımı olmaz, ama Sudanlı şefkat görürken Balkanlı Türk mağdur oluyor.”
09:22 | 0 yorum |

29 OCAK BATI TRAKYA MİLLİ DİRENİŞ GÜNÜ

29 Ocak 2017 Pazar |

Erdoğan Doğu

Yıllarca Yunanistan’ın baskı rejimine maruz kalan Batı Trakya Türkleri, 1988’de Yunanistan’ın Batı Trakya’da Türk yoktur demesiyle 25 Ocak 1988’de mücadele kararı aldı, Gümülcine Merkez Camiinde toplanılarak protesto yürüyüşü yapılacaktı. 29 Ocak Günü bölgede ki Türkler Gümülcine’ye akın ettiler. Polisin engellemeye çalışmasına rağmen, aşırı milliyetçilerin Türk evlerine, dükkanlarına saldırmasına rağmen her yıl 29 Ocak günü Türk olduklarını haykırarak bu günü ’’Milli Direniş Günü’’ ilan eden Yunanistan’da ki Türk kardeşlerimize selam olsun!
H.Nihal Atsız’ın bir sözü gelir aklıma, ’’Dünyadaki Türkler, Türkiye’ye Kabe gözüyle bakar.’’
Büyük usta ne güzel analiz ederek kağıda dökmüş anavatana olan özlemi…
Günümüzde yazar geçinenler ise köşelerine aşağıda ki satırları yazacak kadar tarih bilgisine sahip değiller;
’’Osmanlı, farklı dinleri, kültürleri bir arada yaşatan muazzam bir medeniyet tecrübesiydi. O yüzden Osmanlı zaaf gösterince ve tarihten çekilince ülkede ipleri her bakımdan azınlıklar ele geçirdi. İngilizlerin ve Yahudilerin güdümündeki Balkan kökenli azınlıklar, her şeyi kontrol ettiler: Sivil ve askerî bürokrasi üzerinden Batılıların vesayetine girdi Türkiye son iki asırdır.’’
Yazar ve yayınlanan gazete bilgisini bu kadar tarihten yoksun kişilerin prim yapmaması adına paylaşmak istemiyorum. 
Balkan Türklerinin; Evlad-ı Fatihan olduğunu bilmeyen, kaybedilmiş toprakların evlatları olduğunu bilmeyen, Osmanlının İskan Politikasını gerçekleştirmek için yeni fethedilen yerlere, bölgeyi Müslümanlaştırmak için giden Akıncılar olduğunu bilmeyen bu kişilerin Balkanlarda hala Türklük mücadelesi veren kardeşlerimizi ve sonra ki yıllarda oralardan Türkiye’ye göç etmiş Türkleri, İngilizler ve Yahudiler ile işbirliği içerisinde göstermesi ne acıdır…
Ya da bu tarih yoksunu kişilerin amacı zor günler geçiren ülkemizde yeni bir kutuplaşma yaratmak mıdır?
14:17 | 0 yorum |

Yaşasın bizim parti

29 Aralık 2016 Perşembe |

Nahit Doğu

AB ülkeleri arasında en düşük asgari ücret Bulgaristan’da...
Ülkede suyu olmayan köyler var...
İşsizlik yüzünden binlerce genç Batı Avrupa ülkelerine göçmüş...
Sağlık sistemi içler acısı...
Eğitim fos...
Sıradan vatandaşı birileri DOST mu HÖH mu kavgasına sokuyor.  
HÖH yıllarca Bulgaristan’daki Türklerin temel haklarıyla ilgili herhangi bir adım atmadı ve sadece elalem işte görsün yöntemiyle oyalama taktiğine başvurdu. Ancak HÖH bunu yaparken, bugünün DOST yöneticileri HÖH’ün yöneticileriydi ve bu partiye küçücük bir eleştiri getirenleri dahil düşman ilan etti. Bu dalgaya bugün DOST’u destekliyor görünen Türkiye’deki göçmen dernekleri de katıldı. Oysa sivil toplum kuruluşlarının amacı kısır parti propagandası yapmak değildir.
Hatırlatmakta yarar var; HÖH Türkleri uyuturken Türkiye’nin Bulgaristan’da görev yapan diplomatları HÖH partisinin temsilcilerinden farklı görüş beyan edenleri yıllarca yok saydı.
Kısacası senin partin benimkinden iyi değil. Zaten soru da bu olmamalı. Asıl soru başka.
- Bulgaristan’da Türklerin en yoğun yaşadığı bölgelerde Türkçe radyo ve televizyon yayını ne zaman başlayacak?
-1984 yılında silah zoruyla verilen Bulgar isimleri nüfus kütüklerinden ne zaman silinecek?
- Anadili dersleri, seçmeli aldatmacasından çıkarılıp ne zaman zorunlu olacak?
- Seçim döneminde Türkçe propaganda yasağı ne zaman kaldırılacak?...
Bu sorularin sayisi hayli fazla ancak cevap vermek isteyen yok.
HÖH’ün yıllarca başvurduğu oyalama taktiği bugün bizi birbirimize düşürerek devam ettirilmek isteniliyor. HÖH’ü destekleyen Mehmet ile DOST’u destekleyen Yusuf arasında bir fark yok. Varsa bile o farkı onların beyinlerinde şekillendirenler hep aynı siyasetçiler oldu. O siyasetçilere izin verenler ise bizleriz. Bölünmeyelim aldatmacası ile hep birlikte Türk toplumunun uyuşuk halde kalmasına yardımcı olduk.
Bölünelim artık!
Parlamentoda kaç milletvekiliniz var hiç bir önemi yok. Önemli olan o milletvekillerinin icraatları. Önemli olan HÖH’ü destekleyen Mehmet ile DOST’u destekleyen Yusuf’un aidiyeti ile ilgili beklentilerinin karşılanması.
Dilde, dinde ve fikirde bölünmeyelim. Birlik buralarda aranıyor, parti çkarlarında değil. Partinin çıkarı ile Türk toplumunun beklentisi çelişiyor.
Sıradan vatandaşa senin partin benim partim kavgası yaptırılırken o partilerin yöneticileri siyah camlı otomobillerle Sofya’nın merkezindeki restoranlarda cirit atıyor.
Çocuğu okulda anadilini okuyamıyor, maaşı elektrik faturasını ödemeye yetmiyor ama vatandaş DOST mu HÖH mü kavgasına gönüllü alet oluyor.
Minik şehidimiz Türkan Bebeğin mezarının başında parti bayrağı ve şapkası kavgası yapabiliyoruz ama kimse Türkan’ın adının bir sokağa verilerek neden yaşatılmadığını sormaz.
Yaşasın bizim parti.
21:06 | 0 yorum |

Bir Günlüğüne Bırakabilseydik Siyaseti

28 Aralık 2016 Çarşamba |

Erdogan Doğu

Her yıl olduğu gibi bu yılda asimilasyon dönemi şehitlerimiz dualar ve mevlitler ile anıldı. Her ne kadar bu tarihler yüreğimizi acıtsa da, içimizi hüzün sarsa da, birlik ve bütünlüğümüzü sağlayan, on binleri aynı çatı altında buluşturan günler olması nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir bizim için. 
Bu yıl ki anma etkinliklerine baktığımızda hüznüm daha da bir arttı aslında. Bize geçmişimizi hatırlatan, yaşanılan acıları bir daha yaşamamak için içimizdeki milli birlik ve maneviyat duygularını güçlendiren bu günlere de siyaseti bulaştırmayı başardık.
Bundan önceki birkaç yazımda, kutuplaşma tehlikesine dikkat çekmiştim. Ve bu siyaset tarzının bizlere zarar vereceğini söylemiştim. Kutuplaşmayı, herhangi bir hizmet vermeden ya da herhangi bir proje üretmeden oy potansiyelini korumaya çalışan siyasetçilerin kullanacağını da dile getirmiştim.
Görüldüki son anma etkinliklerinde siyasi partilerin bayrakları her tarafı süslemiş,
siyasi partilerin logolu şapkaları ile anma etkinliklerine gelinmiş. Peki burada ki amaç nedir? Ya da neden böyle bir yol izleme ihtiyacı hissedilir?
Ya da şu sorular sorulabilir mi?
-Sizin partiniz için mi vuruldu Türkan Bebek? Yoksa sizinki için mi?
-Sizin partiniz için mi mücadele etti Nuri Adalı? Yoksa sizinki için mi?
-Sizin partiniz için mi yatıldı Belene’de? Yoksa sizinki için mi?
Bilmenizi isterim ki bu tutumunuz en çok şehitlerimizin ailelerini üzmektedir. Onların yanında bir bütün olarak yer alıp acılarını paylaşarak siyasete bir gün ara verelim. Varlığımızı en üst düzeyde hissettirelim. Tabi ki siyasiler orada olacak, her zaman da olmalılar. Ama bir günlüğüne de olsa siyaseti unutarak.

Son olarak başta belirttiğim kutuplaşmanın ne boyuta vardığını hatırlatmak isterim.
Bir siyasi parti lideri konuşmasında Türkçe konuşabilme hakkından bahsederken diğer parti üyeleri yuhalıyor. Sırf karşı olabilmek adına,
Üzücü…


13:25 | 0 yorum |

Komşudaki DOST ve HÖH ayrışması

10 Ekim 2016 Pazartesi |

İHSAN AYDIN

Adı Türk ama sanki soyuyla bir bağı yok. Yıllardır Türkiye'ye gelmişliği de yok sayılır.
Üstelik, onca yıldır Türk azınlığı temsil ettiği sanılan bir partinin de doğal lideri.
Ahmet Doğan ismini Bulgaristan'ı az çok tanıyanlar bilir.
Yıllarca Hak ve Özgürlükler Hareketi'nin liderliğini yaptı...   
10:51 | 0 yorum |

Mustafa'ya Sahip Çıkın

4 Ekim 2016 Salı |

Bulgaristan Türklerinin siyasi temsili çeyrek asır boyunca HÖH tekelindeydi. 
Sonrasında HŞHP ve DOST Partisinin kurulmasıyla birlikte temsiliyet ve söylem çeşitliliği meydana geldi.
Yalnız bu iyi sonuçların yanında bir de rekabetten kaynaklanan eksi neticeler meydana çıktı. 
Asimilasyon sürecinde şehit verdiğimiz 18 aylık Türkan bebeğin anma gününde
HÖH ve DOST partililer arasında yaşanan gerginlik bunun ilk göstergesiydi. 
Bu törende yaşananlar Koca Yusuf Güreşlerine de yansıdı ve ne yazıkki güreşler bu sene yapılamadı. 
Ortaya Bulgaristan Türklerine hizmet sunma söylemi ile çıkan siyasilerin tam aksine zarar vermeleri 
aslında ortada bir çıkar çatışması olduğunu net olarak gösteriyor.
Demokrasiye geçişin olduğu 1989 senesinden beri Bulgaristan Türklerinin hala kimlikeri için mücadele veriyor olmaları,
eğitim ve maddi konularda aşılamayan engeller siyasilerin sınıfta kaldığının net örneğidir. 
Son olarak Koşukavaklı küçük Mustafa'nın tedavi için götürüldüğü Filibe'de terk edilmiş haldeki görüntüsü
Bulgaristan Türklüğünün utanç vesikasıdır. Törenlerde yenen kuzu çevirmeleri bu evladımızı sahipsiz ,
sefil bırakanların boğazında kalsın! İş üst kademelerle fotoğraf vermeye, gizliden yurtdışında hesaplar açmaya,
başkalarının adına evler ve şirketler açmaya gelince en önde olanlar sıra bir hasta çocuğa bakmaya vardığında saklambaç oynamayı tercih ediyor! 
Vicdan sahibi insanlarımıza sesleniyorum lütfen Mustafa'ya sahip çıkın. Çıkmayanlardan da hesap sorun!

Erdinç TEKER
13:59 | 0 yorum |

Borisov, İstanbul'un Brüksel'den daha yakın olduğunu biliyor

26 Ağustos 2016 Cuma |

Nahit Doğu

Başbakan Boyko Borisov, yedi Avrupa ülkesi liderlerinin bugünkü Berlin buluşması nedeniyle Türkiye’ye gitmememeye karar vermişti ancak Türk mevkidaşı Binali Yıldırım’ın ısrarı üzerine kararını değiştirdi.
Önceden Almanya Başbakanı Angela Merkel ile de konuşulduğu için Merkel, Borisov’la olan görüşmesini yarına erteledi.
Borisov, Türkiye gitmeden önce Avrupa Birliği (AB) ülkelerine doğru süren göç krizi konusunda Avrupa'da bir çözüm perspektifi görmediğini bu nedenle de Türkiye ile iyi iyilişkiler içinde çalışmaları gerektiğini söyledi.
  Bu bağlamda Borisov’un Yıldırım ile yapacağı görüşmenin tek konusu mülteciler olmayacak. Enerji projeleri, FETÖ’nün Bulgaristan’daki faaliyetleri ve Suriye’deki son durum gibi konular da ele alınacak.
Bulgaristan’ın Türkiye ile AB arasında bir köprü ve aracı olabilir mi sorusu ortaya çıkıyor... 
  Bulgaristan’ın uluslararası arenadaki ağırlığı ve global stratejiler alanındaki konumu nedeniyle Brüksel ile Ankara arasında köprü olmasını imkansızlaştırıyor. Bulgaristan’ın bölgesel bir güç olan Türkiye ile AB arasında söz sahibi olması beklenmiyor ancak sınırlı da olsa etki yaratabileceği inkar edilemez.
  Borisov, Türkiye’ye karşı tarihten gelen önyargılardan kopamayan Bulgar toplumunun önemli bir kesiminin eleştirilerine rağmen, önceki başbakanlardan farklı olarak, Türkiye ile ilişkilere rasyonel yaklaşabilen tek Bulgar lider. Türkiye gibi büyük bir devletle iyi geçinmenin Bulgaristan'ın lehine olduğu denklemini anlayabilen tek başbakan.
  Borisov, iç siyasette bu durumdan kısa vadede zarar görüyor. Komşusu Türkiye ile ilişkilere önem vermesi ülkedeki popülist sağcı siyasi oluşumların tepkisini çektiği gibi, muhalefet kanadındaki partileri rahatsız etmeye devam ediyor.
Ne var ki, İstanbul'un Brüksel'den daha yakın olduğunu Borisov iyi biliyor.

ARŞİV AJANS BULGARİSTAN
02:40 | 0 yorum |

STK lar ne iş yapar

18 Ağustos 2016 Perşembe |

Erdoğan Doğu

Özellikle vize, pasaport gibi işlemleri yapmak için yolu Bulgaristan Konsolosluklarına düşen göçmenler; buralarda işleyişin ne kadar yavaş olduğunu, tüm gün sırada beklenileceğini, bazen azar işitileceğini ya da tabiri caizse suratı mahkeme duvarı gibi olan bir memur ile karşılaşacağını, eninde sonunda işlemini yapmak için aracı firmalara muhtaç kalacağını çok iyi bilir. 
Yıllardır çözümü bulunamayan bu sorun, en son bir yöresel dernek başkanımız tarafından  dile getirilmiş olsa da maalesef bir bütünlük içerisinde, diğer derneklerin desteğini alamamıştır. Hatta bu sorunu dile getiren kişiler hep psikolojik baskıya maruz kalmıştır.
Aslında bu sorun ile o kadar çok  karşılaşıyor ki; bahsi geçen haber bir gecede 15.000 ‘den fazla okuyucu ile bulaşabiliyor. Gerek işyerimden gerekse mahallemden tanıdığım dostlarım, özellikle telefon ile randevu konusunda epey müzdarip olmuş durumdalar…
Evde annelerinin, babalarının tüm gün telefonu düşürmek için çabaladığından bahsediyorlar.
Böyle göz ile görünen, herkesin aleni bildiği bir sıkıntı varken, neden bizleri temsil etmekle yükümlü olan STK’lar daha etkin bir şekilde bu sorunun üstüne gitmiyor?
Konsoloslukların çalışma prensiplerini, çalışan sayısını, görev ve sorumluluklarını, denetlemesini yapacak olan tabi ki STK’lar değildir. Fakat böylesi sorunlarda daha etkin olmaları gerektiği düşüncesindeyim.
Biz göçmenler yaşayış tarzımız ve yıllarca edindiğimiz kültür ile özellikle devlet kurumlarında, ‘’vur ensesine al lokmasını’’ deyimini çok iyi yansıtıyoruz. Bu bizim devlete olan saygımızdan kaynaklanıyor.
Yapılan uygulamalar yanlış olsa dahi, hakkımız yenmiş olsa dahi pek ses çıkarmasını bilmiyoruz aslında…
Umarım ki asli görevi; bu tür sorunlara çözüm üretmek, temsil ettiği halka yol gösterici model olmak, halk ile kurumlar arasında iletişimi kurmak olan yöre derneklerimiz, federasyonlarımız, konfederasyonlarımız bu konuda daha etkin adımlar atıp, çözüm odaklı çalışmalar yapacaktır.
Artık günümüzde; yılda 2- 3 etkinlik yaparak, dini ya da özel günlerde bir araya gelerek STK olunmuyor.

Bizzat halkın içerisine girip, sorunları belirleyip, çözüm anlamında bizler neler yapabiliriz? Nasıl katkı sağlayabiliriz?  gibi sorulara cevap bulmak gerekiyor. Vizyon ve misyon tanımlarını bu yönde belirlemek gerekiyor. Aksi takdirde güçlü bir STK olmak mümkün değildir.
19:15 | 3 yorum |

Mesaj stratejisi ve onur muhasebesi

17 Ağustos 2016 Çarşamba |

Nahit Doğu

Geçen hafta Anadolu Ajansı, HÖH Patisi ile FETÖ yapılanmasının arasındaki bağlantıların ‘mercek altına alındığını’ yazdı. AA’nın bu kısa haberi, Ankara’nın resmi mesajını yansıttığı konusunda kimsenin şüphesi yok. Devletin resmi ajansının haberini Türkiye’deki başka medya kuruluşları da genişleterek verdi.
Bir sonraki aşamada Bulgar medyası da, söz konusu habere geniş yer ayırdı. Konuyla ilgili Bulgar medyasındaki tartışmalar hala sürüyor.
Paki HÖH partisi iddialara nasıl bir cevap verdi.
HÖH yetkilileri, haberin içeriği konusunda görüş bildirmek yerine haberin akış sürecini açıklamayı tercih etti ve sadece ‘propaganda’ dedi.  
HÖH, varolduğu iddia edilen bağlantılarla ilgili görüş bildirmeyerek kendi mesajlarını vermeye devam ediyor.
HÖH’ün mesajı şu; gelişmeleri bekleyin, önümüzdeki günlerde ilginç isimler Ankara’ya gidiyor ve ilişkiler Rus uçağının düşürülmesinden sonra oluşanlardan çok daha farklı.
Bekleyelim ve görelim...
15 Temmuz darbe girişiminden sonra Bulgaristan’daki Türk partilerinde hakim olan sessizlik seçmeni rahatsız ettiği gibi, Bulgar gözlemcilerin de dikkatini çekmeye devam ediyor.
Prof. Mihail Konstantinov, darbe girişiminden sonraki sessizliği yorumlarken şunları söyluyor Üç Türk partimiz var ancak üçü de kendilerini hiç ilgilendirmiyormuş gibi susuyorlar. Oysa olay Bulgaristan ve Türkiye ilişkilerini ilgilendiriyor. Yoksa seçmeni karşısında Ankara’ya nekadar yakın olduklarını ve ya olmadıklarını göstermek için yarışıyorlar. Böyle ağır bir olay karşısında bu partiler yok oldular. Bu onurlu bir davrınış değil.

Mevcut şartlarda Konstantinov’a hak vermemek zor.
12:11 | 0 yorum |

'Zaman' artik bizim için lekedir

6 Ağustos 2016 Cumartesi |

Mümin TOPÇU

Ben ilk kez, bundan 26 yıl öncesi “Zaman” gazetesi okumuştum ve o zaman hayretler içinde kalmıştım. Bu gazetenin ruhunda Cumhuriyet ilkeleri  ve Türklük yoktu. Okuyucuyu onlarca asır geriye sürüklüyordu.

Daha sonraki yıllarda, Fetullahçı tarikat mensuplarıyla uzun tartışmalarım oldu, bazen onlarla yumruklaşmaya kadar gittiğim oldu, çünkü farklı Türkiye hayalleri yatıyordu gönüllerimizde...

Fethullahçılar, Meclisimizi bombalayarak harakiri yaptılar. İŞİD’in bile elinde olmayan F-16 uçaklarıyla!

Türkiye topraklarında, Fetullahçı hareketin bütün tohumları ve kökleri yok edilecektir.

FETÖ örgütü, daha 1990 yılında, kendisine Bulgaristan’da da uygun bir zemin bulmuştu. Nasıl olduysa, esrarengiz bir şekilde ülkemizdeki karanlık güçlerle işbirliği içine girdi ve yarınki gün, Bulgaristan’da çıkmaya devam eden “Zaman”gazetesini manşetinde askeri darbe girişiminde bulunanlar için methiyeler yazılacak. Bu  saatten sonra, bizim için bir lekedir bu gazete...

Böylece, namlunun ucundan demokrasi çıkmayacağını da canlı yayında görmüş olduk.



00:43 | 0 yorum |

Hüseyin Hafızov: ‘DOST safını çoktan belli etti, darısı hainlerin başına’

31 Temmuz 2016 Pazar |

Hüseyin Hafızov, kendisine yönelik son dönemde bazı eski istihbarat elemanlarının yürüttüğü karalama kampanyasıyla ilgili açıklamalarda bulundu.



Aylardan beri benim hakkımda Erdoğancı ve Türkiye ajanı diye iftira ve algı oluşturmaya denediler. Şu an Türkiye gündemin gidişatına göre Gülenci diye iftira ve karalama propagandası başlatılmış. Yarın Bulgaristan ejderha istilasına uğrarsa muhtemelen yine Dost’çulara atfedecekler.

Gücümüzü azaltmak, heyecanımızı kırmak ve güvensizliği aşılamak için yapılan bir hamle.

Çelişki dolu ithamlarla gülünç hale düşmekteler ve bizi de ancak eğlendirip güldürmektedirler. Bizim nerede okuduğumuzu bile bilmeyen bir istihbarat birimi devletimize nekadar faydalı olur endişe etmekteyim. Ben hayatımda hiç bir zaman yurtdışında öğrenim görmek şöyle kalsın, kursa bile katılmış insan değilim. Becereksiz, art niyetli ve vatandaşlarına zülmeden entrikacı olarak niteliyorum bunları. Dedi kodu, algı ve baskıyla uğraşan bir anlayış ve düşman güruhu.

Bulgaristan’da paralel güce sahip olan büyük bir grup var ve bunlar Delan Peevski’ye bağlı.

Yıllardan beri ona çalışmakta ve ondan mali destek almakta. Belkide bizim bunları açıklamamız lazım. Kişi bazında, entellektüel kesim gibi geçinen, kanaat önderleri, sivil kuruşları ve devlet kurumları paralel çalışmalarda bulunmakta ve Türklere nefreti yaymakta.
Ancak tekrar etmemizde fayda var – Türkiye devleti ve halkın yanındayız ve demokrasinin galip geleceğine dair kanaat sahibiyim.
DOST  safını çoktan belli etti, darısı hainlerin başına...
Türkiye'deki darbe girişimine karşıyız. Türkiye ve halkın yanında olduğumuzu bir daha belirtmek isteriz
17:16 | 0 yorum |

FaceTime ile püskürtüldü...

22 Temmuz 2016 Cuma |

Erdoğan Doğu

Türkiye , 15 Temmuz akşamı adeta sarsıldı. TSK içerisinde ki FETÖ yapılanması darbe girişiminde bulunmuştu. Neyse ki; TSK'nın büyük bölümünün bu darbe girişimine destek vermemesi ve Türk Milleti'nin bu terör örgütüne karşı direniş göstermesi sonucu , bu girişim amacına ulaşamadı.
Buraya kadar olan kısmı zaten herkes çok yakından takip etti ve yaşananları biliyor. Asıl sorulması gereken soru ise ; '' bu devirde darbe de neyin nesi? ''
Konunun uzmanı olan kişiler bu süreci ve sonuçlarını zaten inceleyeceklerdir. Ben ise olaya farklı bir boyuttan, kendi alanımdan bakmak istiyorum.
Günümüzde darbe yapmanın araçları da değişmiş. Görüldü ki darbeciler; operasyon talimatlarını, bilgi akışını, ihtiyaçları ve durum tespitlerini WhatsApp üzerinden kurmuş oldukları bir grup kanalıyla paylaşıyorlar. Hatta ihtiyaç duydukları farklı kişileri anlık olarak gruba dahil ediyorlar ve iletişime geçiyorlar.
Aslında geçtiğimiz yıllarda Facebook'un , WhatsApp'ı 19 milyar USD vererek satın almasını anlamamıştım. Çünkü; 1 USD dahil geliri olmayan dijital bir uygulamaydı sadece. Geliri olmayan  bir unsura  neden 19 milyar USD  gibi çok büyük paralar harcayarak yatırım yaparsınız? Ama artık daha iyi anlıyorum, stratejik bir satınalma ve marka değeri...
Aynı akşam içerisinde farklı bir gelişme ise; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın FaceTime ile bir televizyon kanalına bağlanması ve bu yolla Türk Milleti'ne darbecilere karşı sokaklara çıkın çağrısıydı. Ve bu çağrı ile herşey değişti... O an canlı bir Tv kanalının binasına gitme şansı olmayan Erdoğan, FaceTime yoluyla milleti ile buluştu. Sonuç olarak;
WhatsApp ile yapılan darbe,
FaceTime ile püskürtüldü...

Daha önce yazmış olduğum '' Y Kuşağı Göçmenler '' adlı yazımda, dijital medyaya, sosyal ağlara ve bunların önemine değinmiştim. Peki bizim siyasilerimiz ne kadar kullanıyor bu kanalları? Böyle durumlarda, Erdoğan kadar yaratıcı olabilecekler mi? Yoksa hala dijital dünyayı, herhangi bir etkinlikte çekilen fotoğrafların paylaşımı olarak görmeye devam mı ediyoruz?
02:50 | 0 yorum |

Bulgaristan-İran iİlişkileri

14 Temmuz 2016 Perşembe |

STOIMEN PAVLOV
Birkaç yıldır Bulgar hükümetleri Doğu piyasaları ile pek önemsenmeyen ticari ve ekonomik ilişkilerini canlandırmaya çalışıyor. Bu bakımdan geçen yıl en çok dikkati çeken Çin ve Hindistan’a gerçekleştirilen hükümet ziyaretleri oldu. Bu yıl ise Başbakan Boyko Borisov’un hafta içinde İran’a yaptığı ziyaret ilgi çekicidir. Tahran görüşmeleri, Batı’nın nükleer programı yüzünden bu ülkeye uygulanan ambargoyu kaldırmasından yakın bir süre sonra gerçekleştirildi. Sofya ile Tahran, tam şu anın ikili ilişkilerin canlandırılması için elverişli olduğu düşüncesinden hareketle ticaret, enerji üretimi ve turizm alanında iddialı işbirliği niyetlerini ilan ettiler.Basra Körfezi ile Karadeniz üzerinden İran, Ermenistan ve Gürcistan’ı bağlayacak yeni bir ulaşım koridorunun oluşturulmasına Bulgaristan’ın da katılması önerisi ele alındı. İran tarafı, Yunanistan ile Bulgaristan arasında gaz bağlantısı projesine,bu güney komşumuz üzerinden ülkemize Aleksandropulis sıvılaştırılmış doğalgaz terminalinden gaz temini projesine büyük ilgi gösterdi. Bu niyet, Sofya’nın gaz tedariki yolları ve kaynaklarını çeşitlendirme arzuları ile tam uyum içinde.
Uluslararası ambargo yıllarında İran’ın uluslararası ticarete erişimi çok kısıtlıydı ve bankaları AB ve ABD’nin kara listesine dahildi. Bunun sonucunda bu ülke bugüne dek uluslararası ticaretteki ödemelerde güçlüklerle karşılaşmaya devam ediyor. Bulgar tarafı bu bağlamda İran’a, ikili iktisadi ilişkilere ivme kazandırmanın yanısıra İran özel sektörü ile AB ülkeleri arasındaki tranzaksiyonları kolaylaştırmak amacıyla maliye ve bankacılık sektöründe işbirliği kurulmasını önerdi. Başbakan Borisov, bu sorunu Avrupa Konseyi düzeyinde de dahil, her türlü AB mertebelerinde ortaya atma angajmanını üstlendi.
Başbakan Borisov’un ziyareti, Bulgaristan’ın, Belene Atom Elektrik Santrali projesinin iptalinden sonra Rus Atomstroyeksport tarafından üretilen teçhizatın İran tarafından satın alınması ihtimalini yoklama niyeti ile en büyük ilgi uyandırdı. Bu satımın olumlu gelişmesi Bulgaristan’ın Belene projesi iptalinden doğan kayıpları minimuma indirilmesini sağlayacak için sorun olağanüstü önem taşıyor. Öte yandan, topraklarında yeni nükleer güçlerin oluşturulması için Rusya ile projelerinin hayata geçirilmesine hız kazandırabileceği için, Bulgaristan’da kullanılmamış bir Rus donatımına sahip olmak İran için büyük ilgi oluşturabilir. İran Cumhurbaşkanı Rouhani’nin Bulgar önerisine önem verilmesi gerektiği sözlerine rağmen bu sorun teknik ve mali özelliğinin yanısıra siyasi nedenlerden dolayı da çok karmaşıktır. İran’ın Batı’yı nükleer silah üretim planları olmadığı konusunda inandırmış olmasına rağmen, İsrail, Tahran’ın nükleer teknolojiler elde etme arzusunun sadece askeri amaçlara dayalı olabileceğinden korkuyor.Ancak Bulgaristan Dışişleri Bakanı Daniel Mitov’a göre İsrail, bu somut durumda her iki ülkenin yararına olan ve kendisini tehdit etmeyen ticari ilişkilerin söz konusu olduğunun bilincindedir. Bulgar heyeti bununla ilgili olarak Kozloduy atom elektrik santralinin işlenmiş yakıt atıkları ile ilgili tecrübesini Tahran’da İran uzmanlarıyla paylaşma önerisinde bulundu.
Basşbakan Borisov’un ziyareti esnasında, karşılıklı yatırımlar, ulaştırma ve haberleşme, küçük ve orta ölçekli işletmeler arasındaki işbirliği alanlarındaki bağları yeni bir temele oturtmayı hedefleyen üç ikili belge imzalandı. Ciddi gelişmeler ilerde beklenecek. Bilim işçileri ve yüksek teknoloji şirketleri temsilcilerinden oluşan çalışma grupları, deneyim değiştokuşu gerçekleştirilmesi ve iktisadi ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla bu konuda yoğun çalışmalarda bulunacak.Nükleer enerji alanındaki olası işbirliği ile ilgili olarak uzman değiş tokuşu da gerçekleştirilecek. İran tarafının Bulgaristan’a ziyaret gerçekleştirmesiyle siyasi görüşmelerin sürdürülmesi bekleniyor. İki ülke arasındaki bağların canlandırılması artık bir gerçektir ancak her şey henüz başlangıç safhasındadır.
21:18 | 0 yorum |

Göçmen Olmak!

12 Temmuz 2016 Salı |


Oktay YILMAZ 

Sürekli yuvarlanan bir taş gibi neredeyse hiç yosun tutamamak, hiç yer edinememek demektir göçmen olmak. Sürgün geçmişinden kalan yaralarının yer yer kanamasıdır göçmen olmak. Mutlusundur ama hep içinde bir sızı, hep içinde bir acabayla yaşarsın. 
Önce ayakta durmak için çabalarsın; yaşama tutunmak için çalışırsın. Sonra… Zaman artık dönmek için çok geç, kalmak için ise erken olmuştur. Doğdun öz vatanın yabancı, yabancı vatanın öz yuvan olmuştur. 
Hiçbir kimseyi tanımadan göç ettiğin şehirde gün gelir selam vere vere yürürsün yollarında. Yeni doğumlar hayat verir göçmen ailesine. Ve nasıl olduğunu anlamadan mezarları doldurmaya başlarsın bir bir… İşte o günde artık her türlü karar için geçtir. Neresi vatan, neresi sıla duygular birbirine karışır. 
*** 
Zor zanaattır göçmen olmak. Bir o kadar zor iştir göçmen çocuğu olmak. Asıl sizin istikbaliniz için göç edilmiştir; yeni yurtlar bulunmuş, yollara düşülmüş, sınırlar aşılmıştır. Ve bir gecede sizin bütün hayatınız değişmiştir. 89 ve sonrasında bu düşünceyle, ‘çocuklarımız daha iyi yaşasın’ diye İskandinavya kıyılarından Anadolu bozkırlarına kadar tüm Avrupa kıtasına ve hatta Kanada’dan, Amerika, Avustralya’ya dağıldık. 
Bulgar asimilasyon baskısından kurtulmak isteyen Bulgaristan Türkleri yeni nesli çil yavrusu gibi dağıttı. Kimimiz Kopenhag’ta kimimiz Isparta’da yeni yeni yaşamlara sarıldık. Birbirimizden kopuk ama Türklük bilinciyle ve yurdumuz Balkan topraklarına sorumluluğumuzla yaşamaya devam ediyoruz. 
*** 
21 Ağustos 1989 gecesi sınırın kapanmasına dakikalar kala Türk ana topraklarına giriş yapmış göçmen bir ailenin 9 yaşındaki korkak göçmen çocuğu olarak bütün hayatım boyunca hep o kırılma anını düşündüm. O gece o sınır geçilmese ne olurdu? Yaşamım nasıl olurdu? Şimdi nerelerde olurdum? 
Sadece 9 yaşında olmama rağmen hep hayalini kurduğum Türkiye’ye nihayet kavuşmuştum, kavuşmuştuk… Ama asıl zorluk bundan sonraydı. Özlemini duyduğun bir Türk yurdu, ama yaşam biçimini hiç bilmediğin bir ülke. İçten bir sevdayla sevdiğin Türkiye, ama yaşama sistemini hiç bilmediğin bir ülke. Görmeden çok sevdiğin bir Türk halkı, ama senin hiç bilmediğin etnik ayrılıklar… Bunları bir çırpıda algılamak, kabullenmek ve yaşamına adapte etmek kolay değil. Uzun bir mücadele süreci; “Ben Bulgar değilim, Bulgaristan Türküyüm”, “Bizimkiler oraya gitmemiş, biz Osmanlı döneminde Balkanlara yerleştirilen Türkmen kıyı boylarının torunuyuz”, kibrit kutusu kadar inşa edilmiş gettolarda kendi paranla satın aldığın evi devletin hediye etmediğini anlatma çabası… gibi gibi… 
Toplumun bütün ön yargılarına ve bilgisizliklerine rağmen Türkiye’de göçmen olarak yaşadık; sadece vatanımıza bağlılık gösterip sadece çalıştık, çok çalıştık… Kimsenin tavuğuna kış demedik ama kimseye de boyun eğmeden kendimizi kabul ettirdik. 
*** 
Dedim ya ‘sınırı geçmesek ne olurdu’ sorusu kafamda dolanıyor. Bugün ise geldiğimiz nokta gönül kırıcı! Türkiye’nin göç sorunu bizim üzerimizden tartışılıyor. Suriyeli mültecilere Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilmesine argüman olarak seçilmek biz Balkan göçmenlerini yaralıyor. Bu noktaya gelmemiz oldukça can sıkıcı. 
Biz, öz Türk olarak anavatanımızda sadece göçmen olduk, göçmen gibi yaşadık. Ne bir sokak köpeğini tekmelerle öldürdük, ne yerleşik ahaliyle kavga ettik, ne de bomba yaparken bombayı elimizde patlattık… 
Çünkü göçmen olarak yaşamak kavga etmek, yasadışı işlere buluşmak değildir. Göçmen olmak yaşam mücadelesi vermektir, ayakta kalabilmektir. 
Savaştan kaçtıkları için hayat mücadelesi vermeye çalışan Suriyelilerin birçoğunun agresif tavırları ise hiç de göçmen kimliğine uymuyor. Yerleşik topluma ayak uydurmak yerine kendi kültürünü zorla kabullendirmek göçmene yakışır iş değil! 
Biz, Bulgaristan Türkleri sadece onurumuz ve ismimiz için yaşarız. 
Eğer katil, hırsız, dilenci, asalak gibi yaşamayı kabul etmiş bazı Suriyelileri vatandaşlığa geçirmek için örnek gösterileceksem ben vatandaşlığımı bırakmaya hazırım! 
16:03 | 0 yorum |

Hadi ayırın canı canandan...

11 Temmuz 2016 Pazartesi |

Kimi zaman öyle bir söz ile muhatap olursunuz ki yerinizden bir adım ileri veya geri oynayamazsınız. En kötüsü evlattan duyulan acı kelam derler ya işte ancak böyle tarif edebilirim. Türk Tarih Kurumu eski Başkanı ve Mhp Kayseri milletvekili Yusuf Halaçoglu'nun Balkan Türklerini öven mesajının altına "Evlad-ı Fatihan ülkeye ne verdi ki" diye yazmış biri. İlkin aklıma 18 aylıkken annesinin kucağında katledilen Türkkan bebek geldi. Onun canını verdik yeter mi? Türklük uğruna, İslam uğruna son 150 yılda milyonu aşkın can feda ettik. Atalarımızın mezarlarını yalnız; evi-barkı , tüm birikimlerimizi derbeder edip geri bıraktık. Anavatanımıza kavuşur kavuşmaz şanlı toprağımıza secde edip öptük. O toprağın altına yıllar sonra askere gönderip şehit olarak dönen evlatlarımızı gömdük biz. Hadi diyelim ki tüm bunları da yaşamadık ama Türk'ü Türk'ten sırf aradaki sınırdan dolayı ayrı saymak da neyin nesidir? Rumeli işgal edilmeden önce vatan toprağının kalbi sayılırdı. Bugün aynı sıfatlara hayiz olan Antalya, Trabzon, Erzurum... o zamanlar işgal edilip şimdi başka bir ülke yönetimi altında kalsaydı orada yaşayan Türklere yine aynı davranışları mı reva görecektiniz? Eşim Kastamonulu , ben Deliormanlı , oğlum ise İstanbul'da doğdu. Hadi ayırın canı canandan... Merhum Sadık Ahmet, Yunanistan'da Türklük mücadelesi verdiği için hapisle cezalandırılırken, "Ben bir Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak bir suç ise, burada tekrar ediyorum. Ben bir Türk‘üm ve öyle kalacağım" diye feryat etmişti. Eğer bu feryadı anavatanımızda dile getirmemiz gerekiyorsa tüm Türk düşmanlarına sesleniyorum: "Eğer Türk olmak bir suç ise, burada tekrar ediyorum. Ben bir Türk‘üm ve öyle kalacağım!!!"
22:36 | 0 yorum |

Batan Gemiden Canını Kurtarmak İçin Karısını Gemide Bıraktı

Öğretmen bir gün denizin ortasında batmak üzere olan bir geminin hikayesini sınıfta öğrencileriyle paylaşır.
Gemideki çift cankurtaran botunun yanına kadar gelir ve sadece bir kişilik yer olduğunu görür.
Hikayenin gerçekliği hakkında tamamen emin olmasam da, hepimizin hikayeden ders çıkaracağını zannediyorum.
Öğretmen, hikayeyi anlatmaya başlar.
Gemi, denizin ortasında aniden batmaya başlar. Gemideki bir çift cankurtaran botuna yaklaşırken sadece bir kişilik yer kaldığını görür.
O an adam, karısını geride bırakır ve bota atlar.
Batmak üzere olan gemideki kadın eşine bakar ve son cümlesi şu olur.
Öğretmen bir an durur ve öğrencilerine, “Sizce kadın, kocasına ne demiş olabilir?” diye sorar.
Öğrencilerinin çoğu: “Senden nefret ediyorum. Nankör herif!” demiştir diye cevap verir.
Öğretmen, köşede sessizce oturan bir çocuk görür ve aynı soruyu ona da sorar. Çocuk, “Öğretmenim bence ‘Çocuğumuza iyi bak demiştir'” diye cevap verir.
Öğretmen şaşırarak çocuğa sorar, “Daha önce bu hikayeyi duymuş muydun?”
Çocuk kafasını sallar ve “Hayır ama annem babam vefat etmeden önce aynı şeyi söylemişti.” der.
Öğretmen suratında üzgün bir ifadeyle, “Cevabın doğru” der.
Gemi batar, adam evine gider ve kız çocuğunu tek başına yetiştirir.
Yıllar sonra çocuk vefat eden babasının günlüğünü bulur.
Meğerse, çift gemi seyahatine çıktıklarında kadına ölümcül hastalık teşhisi konmuş. O kritik anda, baba ölmek üzere olan eşi yerine kendini bota atmış.
Baba günlüğünde, “Denizin dibine beraber batmayı o kadar isterdim ki… Ama çocuğumuz için, tek başına denize batmanı izlemek zorunda kaldım.” yazmış.
Hikaye biter ve sınıf sus pus olur.
Öğretmen, çocukların hikayeden gereken dersi çıkardıklarını düşünür. İyiyle kötüyü ayırmanın, aralarındaki ince çizginin ne kadar kafa karıştırıcı olduğunu anladıklarını düşünür.
Bu nedenle, olaylara yüzeysel olarak bakmamalı ve ön yargılarda bulunmamalıyız.
Hesap geldiğinde hesabı ödeyen bir arkadaş, zorunlu hissettiği için değil arkadaşlığa paradan daha çok önem verdiği için bunu yapar.
İş hayatında sürekli insiyatif alanlar bunu aptal oldukları için değil sorumluluğun ne demek olduğunu bildiklerinden yaparlar.
Tartışma sonrasında ilk özür dileyen kişi bunu suçlu olduğu için değil etrafındakilere değer verdiği için yapar.
Size sürekli mesaj atan birisi, yapacak başka bir şeyi olmadığından değil, size önem verdiğinden bunu yapar.
Bir gün hepimiz sevdiklerimizden bir şekilde ayrılacağız. Sohbetlerimizi ve beraber kurduğumuz hayalleri özleyeceğiz.
Bir gün çocuklarımız eskilerden bir fotoğraf görecek ve “Bunlar kim?” diye soracaklar. İçimiz kan ağlayarak “Bunlar, hayatımın en güzel günlerini geçirdiğim insanlar.” diye cevap vereceğiz.
14:08 | 0 yorum |
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve AJANS BG'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Мненията на редакцията и на автора/ите могат да не съвпадат.