Bulgaristan ile Trump ve Putin!

14 Şubat 2017 Salı |

Deniz Gökçe
Geçtiğimiz günlerde, Rick Lyman New York Times Gazetesi'nde bir Bulgaristan analizi makalesi yazdı. Aşağıda kısaltılmış bir özetini veriyoruz.
Lyman’a göre, Bulgaristan zor bir durumda; bir bacağı batıda, bir bacağı da doğuda. Ve üstüne üstlük yeni Başkan Rumen Radev, Trump ile Putin’i nasıl dengede tutabileceğini de öğrenmek zorunda.
Radev 19 Ocak tarihinde iş başına gelmeden evvel şunları söylemişti: "Biz Avrupa Birliği içindeyiz ve NATO’da da bulunuyoruz. Ama unutmamak lazım ki Rusya ile geçmişten gelen derin ilişkimiz de var!"
Özetle, Bulgaristan ve benzeri durumdaki ülkeler batı ile doğu arasında sıkışmış bulunuyorlar ve tabii de her iki ülkeyi de birbirlerine karşı da oynatıyorlar.
Ama şimdi yeni bir problem ortaya çıktı. Başkan Trump giderek Başkan Putin ile yakınlaşınca Bulgaristan için sorun büyüyor. Trump Kremlin ile ilişkilerini daha da kuvvetlendirmek istiyor. Ama Moskova da, hem NATO, hem de Avrupa Birliği'nden uzaklaşmak istiyor.
Ama geçtiğimiz hafta sonu Trump’ın yeni elçisi, Obama dönemindeki eski yaklaşımı devam ettirerek "Rusya Kırım'dan askerlerini çekmediği taktirde ABD Rusya ile sorun yaşar!" demiş.
Ama diğer taraftan da Rusya ve Putin eski komşuları ile olan ilişkilerini biraz yumuşatmaya çalışıyor, bu nedenle de geçtiğimiz perşembe günü Putin, Macaristan’a Trump dönemindeki ilk ziyaretini yapmış.
Bulgaristan aslında iyi bir Avrupa Birliği üyesi oldu gibi ve Bulgaristan’da yeniden milliyetçilik uyandı gibi, galiba! Ama Bulgaristan dışındaki yerlerde ise Rusya daha çok etki sağlamakta.
Tabii Bulgaristan’da hem Trump ve hem de Putin’in anlaşıp, bölgeyi ikisi arasında paylaşmaları gibi bir felaketi gündeme getirebilirler. Bu aynen İkinci Dünya Savaşı bitmeden kuvvetli ülkelerin kendi bölgeleri diyebilecekleri türden bir ayrışma yaratmaları gibi bir şey olurdu.
Bulgaristan’ın Trump sonrası davranışının, Trump’ın kendi Bulgaristan davranışının iyice ortaya çıkması gerçekleşmeden, pek ortaya çıkması mümkün değil.
Nitekim de Bulgaristan’ın eski Başbakanı Victor Orban, son günlerde Putin ile 'iyi dostluk' konusunda konuşmuşlar ama Kırım konusu gibi zor konulara hiç değinilmemiş.
Aslında herkes Trump’ın Bulgaristan ve de Putin konusunda biraz daha açık konuşmasını bekliyor gibi. Bulgaristan Avrupa Birliği'nin en fakir ülkesi ama Rusya ile geçmiş bağı da çok kuvvetli idi.
Neler olacağı konusunda şimdiden pek bir şey söylenemiyor!
14:48 | 0 yorum |

Müezzinoğlu çağırdı, Balkan ailesi çözüm zirvesine koştu!

31 Ocak 2017 Salı |

Ahmet Emin Yılmaz

Müjdeyi… AK Parti Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu verdi. Yasama görevi yanında AK Parti Seçim İşleri Başkan Yardımcısı, TBMM Adalet Komisyonu Üyesi, TBMM AK Parti Grup Yönetim Kurulu Üyesi ve TBMM Bosna-Hersek Dostluk Grubu Başkanı da olan Çavuşoğlu’nun müjdesini bu sütunlarda dün duyurduk.
Önce…
Yürütülen çalışmayı ve yaklaşımı ortaya koydu:
"Bursa Milletvekilimiz Sayın Mehmet Müezzinoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olduktan sonra Dış İlişkiler Daire Başkanı, SGK Başkan Yardımcısı ve benim yer aldığımız bir komisyon kurdu."
Sonra da...
Çözüm getirilen sorunu açıkladı:
"Soydaşlar birinci dereceden akrabaları olarak anne ve babalarını, yabancı uyruklu olsalar bile kendi sosyal güvenceleriyle sağlık hizmetinden yararlandırabilecekler."
Yazının ardından…
Bakan Müezzinoğlu’nun sorunları çözmek üzere daha kararlı adım attığını ve Balkan ailesini çözümlerin görüşüleceği zirve için Ankara’ya çağırdığını öğrendik.
Nitekim…
Bal-Göç Genel Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özkan’la konuştuğumuzda, Ankara yolundaydı.
Kısa adı BGF olan Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Konfederasyon Başkanvekili görevleri de olan Prof. Dr. Özkan atılan adımın çok önemli olduğunu vurgulayıp Bakan Müezzinoğlu ve Çavuşoğlu’na teşekkür etti.
Ardından da…
Gelişmeyi özetlerken, “19 Ocak’ta Bakanımız Sayın Müezzinoğlu’nu ziyaret edip kapsamlı bir dosya sundum. Yaklaşık 5 saat süren görüşmemizde sorunların tümünü anlattım” dedi ve ekledi:
“Sayın Bakanımız Batı Trakya kökenli olduğu için zaten konuları gayet iyi biliyor. Görüşmemiz sırasında artık çözüm bulmak gerektiğini söyledi.”
Şu bilgiyi verdi:
“Türkiye’nin her yerinden, Balkanlar’la ilgili dernek, federasyon, konfederasyon yöneticileri olarak yaklaşık 70 kişiyi Bakanımız Ankara’ya davet etti. Bulgaristan, Batı Trakya, Bosna Sancağı hep birlikte masada olup çözüm geliştireceğiz.”
Masaya konacak bazı dosyaları da açıkladı:
“Soydaşların sağlık, oturma ve çalışma izinleriyle vatandaşlık kriteri sorunları var. Diploma denklikleri yine sorun. Bu konuların hepsini masaya yatırıp çözüm konuşacağız.”
Toplantıyı…
Bakan Müezzinoğlu’nun görevlendirmesiyle Prof. Dr. Yüksel Özkan koordine edip Balkan derneklerine çağrı çıkardı.

Sudanlıya sağlık var Balkanlar’a yok

Bal-Göç Genel Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özkan’la konuşurken, sağlık uygulamasındaki garipliği öğrendik.
“Gençler artık Batı’ya çalışmaya gidip yerleştiği için Balkanlar’daki köylerde yaşlılar kaldı. Onlar da çocuklarını ziyarete geldiğinde hastalanınca sorun oluyordu” diyen Özkan şunu söyledi:
“Türk Soylu Belgesi yetiyordu, ama Dışişleri o belgeyi vermiyor.”
İsteği şu:
“Libya, Sudan gibi ülkelerden gelenlere 400 kişi kapasiteli sağlık hizmeti veriliyor. Balkanlar da içinde, ama yetmiyor. Balkan kontenjanı arttırılmalı.”
Şu sözler düşündürücü:
“Elbette ülke ve ırk ayrımı olmaz, ama Sudanlı şefkat görürken Balkanlı Türk mağdur oluyor.”
09:22 | 0 yorum |

29 OCAK BATI TRAKYA MİLLİ DİRENİŞ GÜNÜ

29 Ocak 2017 Pazar |

Erdoğan Doğu

Yıllarca Yunanistan’ın baskı rejimine maruz kalan Batı Trakya Türkleri, 1988’de Yunanistan’ın Batı Trakya’da Türk yoktur demesiyle 25 Ocak 1988’de mücadele kararı aldı, Gümülcine Merkez Camiinde toplanılarak protesto yürüyüşü yapılacaktı. 29 Ocak Günü bölgede ki Türkler Gümülcine’ye akın ettiler. Polisin engellemeye çalışmasına rağmen, aşırı milliyetçilerin Türk evlerine, dükkanlarına saldırmasına rağmen her yıl 29 Ocak günü Türk olduklarını haykırarak bu günü ’’Milli Direniş Günü’’ ilan eden Yunanistan’da ki Türk kardeşlerimize selam olsun!
H.Nihal Atsız’ın bir sözü gelir aklıma, ’’Dünyadaki Türkler, Türkiye’ye Kabe gözüyle bakar.’’
Büyük usta ne güzel analiz ederek kağıda dökmüş anavatana olan özlemi…
Günümüzde yazar geçinenler ise köşelerine aşağıda ki satırları yazacak kadar tarih bilgisine sahip değiller;
’’Osmanlı, farklı dinleri, kültürleri bir arada yaşatan muazzam bir medeniyet tecrübesiydi. O yüzden Osmanlı zaaf gösterince ve tarihten çekilince ülkede ipleri her bakımdan azınlıklar ele geçirdi. İngilizlerin ve Yahudilerin güdümündeki Balkan kökenli azınlıklar, her şeyi kontrol ettiler: Sivil ve askerî bürokrasi üzerinden Batılıların vesayetine girdi Türkiye son iki asırdır.’’
Yazar ve yayınlanan gazete bilgisini bu kadar tarihten yoksun kişilerin prim yapmaması adına paylaşmak istemiyorum. 
Balkan Türklerinin; Evlad-ı Fatihan olduğunu bilmeyen, kaybedilmiş toprakların evlatları olduğunu bilmeyen, Osmanlının İskan Politikasını gerçekleştirmek için yeni fethedilen yerlere, bölgeyi Müslümanlaştırmak için giden Akıncılar olduğunu bilmeyen bu kişilerin Balkanlarda hala Türklük mücadelesi veren kardeşlerimizi ve sonra ki yıllarda oralardan Türkiye’ye göç etmiş Türkleri, İngilizler ve Yahudiler ile işbirliği içerisinde göstermesi ne acıdır…
Ya da bu tarih yoksunu kişilerin amacı zor günler geçiren ülkemizde yeni bir kutuplaşma yaratmak mıdır?
14:17 | 0 yorum |

Yaşasın bizim parti

29 Aralık 2016 Perşembe |

Nahit Doğu

AB ülkeleri arasında en düşük asgari ücret Bulgaristan’da...
Ülkede suyu olmayan köyler var...
İşsizlik yüzünden binlerce genç Batı Avrupa ülkelerine göçmüş...
Sağlık sistemi içler acısı...
Eğitim fos...
Sıradan vatandaşı birileri DOST mu HÖH mu kavgasına sokuyor.  
HÖH yıllarca Bulgaristan’daki Türklerin temel haklarıyla ilgili herhangi bir adım atmadı ve sadece elalem işte görsün yöntemiyle oyalama taktiğine başvurdu. Ancak HÖH bunu yaparken, bugünün DOST yöneticileri HÖH’ün yöneticileriydi ve bu partiye küçücük bir eleştiri getirenleri dahil düşman ilan etti. Bu dalgaya bugün DOST’u destekliyor görünen Türkiye’deki göçmen dernekleri de katıldı. Oysa sivil toplum kuruluşlarının amacı kısır parti propagandası yapmak değildir.
Hatırlatmakta yarar var; HÖH Türkleri uyuturken Türkiye’nin Bulgaristan’da görev yapan diplomatları HÖH partisinin temsilcilerinden farklı görüş beyan edenleri yıllarca yok saydı.
Kısacası senin partin benimkinden iyi değil. Zaten soru da bu olmamalı. Asıl soru başka.
- Bulgaristan’da Türklerin en yoğun yaşadığı bölgelerde Türkçe radyo ve televizyon yayını ne zaman başlayacak?
-1984 yılında silah zoruyla verilen Bulgar isimleri nüfus kütüklerinden ne zaman silinecek?
- Anadili dersleri, seçmeli aldatmacasından çıkarılıp ne zaman zorunlu olacak?
- Seçim döneminde Türkçe propaganda yasağı ne zaman kaldırılacak?...
Bu sorularin sayisi hayli fazla ancak cevap vermek isteyen yok.
HÖH’ün yıllarca başvurduğu oyalama taktiği bugün bizi birbirimize düşürerek devam ettirilmek isteniliyor. HÖH’ü destekleyen Mehmet ile DOST’u destekleyen Yusuf arasında bir fark yok. Varsa bile o farkı onların beyinlerinde şekillendirenler hep aynı siyasetçiler oldu. O siyasetçilere izin verenler ise bizleriz. Bölünmeyelim aldatmacası ile hep birlikte Türk toplumunun uyuşuk halde kalmasına yardımcı olduk.
Bölünelim artık!
Parlamentoda kaç milletvekiliniz var hiç bir önemi yok. Önemli olan o milletvekillerinin icraatları. Önemli olan HÖH’ü destekleyen Mehmet ile DOST’u destekleyen Yusuf’un aidiyeti ile ilgili beklentilerinin karşılanması.
Dilde, dinde ve fikirde bölünmeyelim. Birlik buralarda aranıyor, parti çkarlarında değil. Partinin çıkarı ile Türk toplumunun beklentisi çelişiyor.
Sıradan vatandaşa senin partin benim partim kavgası yaptırılırken o partilerin yöneticileri siyah camlı otomobillerle Sofya’nın merkezindeki restoranlarda cirit atıyor.
Çocuğu okulda anadilini okuyamıyor, maaşı elektrik faturasını ödemeye yetmiyor ama vatandaş DOST mu HÖH mü kavgasına gönüllü alet oluyor.
Minik şehidimiz Türkan Bebeğin mezarının başında parti bayrağı ve şapkası kavgası yapabiliyoruz ama kimse Türkan’ın adının bir sokağa verilerek neden yaşatılmadığını sormaz.
Yaşasın bizim parti.
21:06 | 0 yorum |

Bir Günlüğüne Bırakabilseydik Siyaseti

28 Aralık 2016 Çarşamba |

Erdogan Doğu

Her yıl olduğu gibi bu yılda asimilasyon dönemi şehitlerimiz dualar ve mevlitler ile anıldı. Her ne kadar bu tarihler yüreğimizi acıtsa da, içimizi hüzün sarsa da, birlik ve bütünlüğümüzü sağlayan, on binleri aynı çatı altında buluşturan günler olması nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir bizim için. 
Bu yıl ki anma etkinliklerine baktığımızda hüznüm daha da bir arttı aslında. Bize geçmişimizi hatırlatan, yaşanılan acıları bir daha yaşamamak için içimizdeki milli birlik ve maneviyat duygularını güçlendiren bu günlere de siyaseti bulaştırmayı başardık.
Bundan önceki birkaç yazımda, kutuplaşma tehlikesine dikkat çekmiştim. Ve bu siyaset tarzının bizlere zarar vereceğini söylemiştim. Kutuplaşmayı, herhangi bir hizmet vermeden ya da herhangi bir proje üretmeden oy potansiyelini korumaya çalışan siyasetçilerin kullanacağını da dile getirmiştim.
Görüldüki son anma etkinliklerinde siyasi partilerin bayrakları her tarafı süslemiş,
siyasi partilerin logolu şapkaları ile anma etkinliklerine gelinmiş. Peki burada ki amaç nedir? Ya da neden böyle bir yol izleme ihtiyacı hissedilir?
Ya da şu sorular sorulabilir mi?
-Sizin partiniz için mi vuruldu Türkan Bebek? Yoksa sizinki için mi?
-Sizin partiniz için mi mücadele etti Nuri Adalı? Yoksa sizinki için mi?
-Sizin partiniz için mi yatıldı Belene’de? Yoksa sizinki için mi?
Bilmenizi isterim ki bu tutumunuz en çok şehitlerimizin ailelerini üzmektedir. Onların yanında bir bütün olarak yer alıp acılarını paylaşarak siyasete bir gün ara verelim. Varlığımızı en üst düzeyde hissettirelim. Tabi ki siyasiler orada olacak, her zaman da olmalılar. Ama bir günlüğüne de olsa siyaseti unutarak.

Son olarak başta belirttiğim kutuplaşmanın ne boyuta vardığını hatırlatmak isterim.
Bir siyasi parti lideri konuşmasında Türkçe konuşabilme hakkından bahsederken diğer parti üyeleri yuhalıyor. Sırf karşı olabilmek adına,
Üzücü…


13:25 | 0 yorum |

Komşudaki DOST ve HÖH ayrışması

10 Ekim 2016 Pazartesi |

İHSAN AYDIN

Adı Türk ama sanki soyuyla bir bağı yok. Yıllardır Türkiye'ye gelmişliği de yok sayılır.
Üstelik, onca yıldır Türk azınlığı temsil ettiği sanılan bir partinin de doğal lideri.
Ahmet Doğan ismini Bulgaristan'ı az çok tanıyanlar bilir.
Yıllarca Hak ve Özgürlükler Hareketi'nin liderliğini yaptı...   
10:51 | 0 yorum |

Mustafa'ya Sahip Çıkın

4 Ekim 2016 Salı |

Bulgaristan Türklerinin siyasi temsili çeyrek asır boyunca HÖH tekelindeydi. 
Sonrasında HŞHP ve DOST Partisinin kurulmasıyla birlikte temsiliyet ve söylem çeşitliliği meydana geldi.
Yalnız bu iyi sonuçların yanında bir de rekabetten kaynaklanan eksi neticeler meydana çıktı. 
Asimilasyon sürecinde şehit verdiğimiz 18 aylık Türkan bebeğin anma gününde
HÖH ve DOST partililer arasında yaşanan gerginlik bunun ilk göstergesiydi. 
Bu törende yaşananlar Koca Yusuf Güreşlerine de yansıdı ve ne yazıkki güreşler bu sene yapılamadı. 
Ortaya Bulgaristan Türklerine hizmet sunma söylemi ile çıkan siyasilerin tam aksine zarar vermeleri 
aslında ortada bir çıkar çatışması olduğunu net olarak gösteriyor.
Demokrasiye geçişin olduğu 1989 senesinden beri Bulgaristan Türklerinin hala kimlikeri için mücadele veriyor olmaları,
eğitim ve maddi konularda aşılamayan engeller siyasilerin sınıfta kaldığının net örneğidir. 
Son olarak Koşukavaklı küçük Mustafa'nın tedavi için götürüldüğü Filibe'de terk edilmiş haldeki görüntüsü
Bulgaristan Türklüğünün utanç vesikasıdır. Törenlerde yenen kuzu çevirmeleri bu evladımızı sahipsiz ,
sefil bırakanların boğazında kalsın! İş üst kademelerle fotoğraf vermeye, gizliden yurtdışında hesaplar açmaya,
başkalarının adına evler ve şirketler açmaya gelince en önde olanlar sıra bir hasta çocuğa bakmaya vardığında saklambaç oynamayı tercih ediyor! 
Vicdan sahibi insanlarımıza sesleniyorum lütfen Mustafa'ya sahip çıkın. Çıkmayanlardan da hesap sorun!

Erdinç TEKER
13:59 | 0 yorum |

Borisov, İstanbul'un Brüksel'den daha yakın olduğunu biliyor

26 Ağustos 2016 Cuma |

Nahit Doğu

Başbakan Boyko Borisov, yedi Avrupa ülkesi liderlerinin bugünkü Berlin buluşması nedeniyle Türkiye’ye gitmememeye karar vermişti ancak Türk mevkidaşı Binali Yıldırım’ın ısrarı üzerine kararını değiştirdi.
Önceden Almanya Başbakanı Angela Merkel ile de konuşulduğu için Merkel, Borisov’la olan görüşmesini yarına erteledi.
Borisov, Türkiye gitmeden önce Avrupa Birliği (AB) ülkelerine doğru süren göç krizi konusunda Avrupa'da bir çözüm perspektifi görmediğini bu nedenle de Türkiye ile iyi iyilişkiler içinde çalışmaları gerektiğini söyledi.
  Bu bağlamda Borisov’un Yıldırım ile yapacağı görüşmenin tek konusu mülteciler olmayacak. Enerji projeleri, FETÖ’nün Bulgaristan’daki faaliyetleri ve Suriye’deki son durum gibi konular da ele alınacak.
Bulgaristan’ın Türkiye ile AB arasında bir köprü ve aracı olabilir mi sorusu ortaya çıkıyor... 
  Bulgaristan’ın uluslararası arenadaki ağırlığı ve global stratejiler alanındaki konumu nedeniyle Brüksel ile Ankara arasında köprü olmasını imkansızlaştırıyor. Bulgaristan’ın bölgesel bir güç olan Türkiye ile AB arasında söz sahibi olması beklenmiyor ancak sınırlı da olsa etki yaratabileceği inkar edilemez.
  Borisov, Türkiye’ye karşı tarihten gelen önyargılardan kopamayan Bulgar toplumunun önemli bir kesiminin eleştirilerine rağmen, önceki başbakanlardan farklı olarak, Türkiye ile ilişkilere rasyonel yaklaşabilen tek Bulgar lider. Türkiye gibi büyük bir devletle iyi geçinmenin Bulgaristan'ın lehine olduğu denklemini anlayabilen tek başbakan.
  Borisov, iç siyasette bu durumdan kısa vadede zarar görüyor. Komşusu Türkiye ile ilişkilere önem vermesi ülkedeki popülist sağcı siyasi oluşumların tepkisini çektiği gibi, muhalefet kanadındaki partileri rahatsız etmeye devam ediyor.
Ne var ki, İstanbul'un Brüksel'den daha yakın olduğunu Borisov iyi biliyor.

ARŞİV AJANS BULGARİSTAN
02:40 | 0 yorum |

STK lar ne iş yapar

18 Ağustos 2016 Perşembe |

Erdoğan Doğu

Özellikle vize, pasaport gibi işlemleri yapmak için yolu Bulgaristan Konsolosluklarına düşen göçmenler; buralarda işleyişin ne kadar yavaş olduğunu, tüm gün sırada beklenileceğini, bazen azar işitileceğini ya da tabiri caizse suratı mahkeme duvarı gibi olan bir memur ile karşılaşacağını, eninde sonunda işlemini yapmak için aracı firmalara muhtaç kalacağını çok iyi bilir. 
Yıllardır çözümü bulunamayan bu sorun, en son bir yöresel dernek başkanımız tarafından  dile getirilmiş olsa da maalesef bir bütünlük içerisinde, diğer derneklerin desteğini alamamıştır. Hatta bu sorunu dile getiren kişiler hep psikolojik baskıya maruz kalmıştır.
Aslında bu sorun ile o kadar çok  karşılaşıyor ki; bahsi geçen haber bir gecede 15.000 ‘den fazla okuyucu ile bulaşabiliyor. Gerek işyerimden gerekse mahallemden tanıdığım dostlarım, özellikle telefon ile randevu konusunda epey müzdarip olmuş durumdalar…
Evde annelerinin, babalarının tüm gün telefonu düşürmek için çabaladığından bahsediyorlar.
Böyle göz ile görünen, herkesin aleni bildiği bir sıkıntı varken, neden bizleri temsil etmekle yükümlü olan STK’lar daha etkin bir şekilde bu sorunun üstüne gitmiyor?
Konsoloslukların çalışma prensiplerini, çalışan sayısını, görev ve sorumluluklarını, denetlemesini yapacak olan tabi ki STK’lar değildir. Fakat böylesi sorunlarda daha etkin olmaları gerektiği düşüncesindeyim.
Biz göçmenler yaşayış tarzımız ve yıllarca edindiğimiz kültür ile özellikle devlet kurumlarında, ‘’vur ensesine al lokmasını’’ deyimini çok iyi yansıtıyoruz. Bu bizim devlete olan saygımızdan kaynaklanıyor.
Yapılan uygulamalar yanlış olsa dahi, hakkımız yenmiş olsa dahi pek ses çıkarmasını bilmiyoruz aslında…
Umarım ki asli görevi; bu tür sorunlara çözüm üretmek, temsil ettiği halka yol gösterici model olmak, halk ile kurumlar arasında iletişimi kurmak olan yöre derneklerimiz, federasyonlarımız, konfederasyonlarımız bu konuda daha etkin adımlar atıp, çözüm odaklı çalışmalar yapacaktır.
Artık günümüzde; yılda 2- 3 etkinlik yaparak, dini ya da özel günlerde bir araya gelerek STK olunmuyor.

Bizzat halkın içerisine girip, sorunları belirleyip, çözüm anlamında bizler neler yapabiliriz? Nasıl katkı sağlayabiliriz?  gibi sorulara cevap bulmak gerekiyor. Vizyon ve misyon tanımlarını bu yönde belirlemek gerekiyor. Aksi takdirde güçlü bir STK olmak mümkün değildir.
19:15 | 3 yorum |

Mesaj stratejisi ve onur muhasebesi

17 Ağustos 2016 Çarşamba |

Nahit Doğu

Geçen hafta Anadolu Ajansı, HÖH Patisi ile FETÖ yapılanmasının arasındaki bağlantıların ‘mercek altına alındığını’ yazdı. AA’nın bu kısa haberi, Ankara’nın resmi mesajını yansıttığı konusunda kimsenin şüphesi yok. Devletin resmi ajansının haberini Türkiye’deki başka medya kuruluşları da genişleterek verdi.
Bir sonraki aşamada Bulgar medyası da, söz konusu habere geniş yer ayırdı. Konuyla ilgili Bulgar medyasındaki tartışmalar hala sürüyor.
Paki HÖH partisi iddialara nasıl bir cevap verdi.
HÖH yetkilileri, haberin içeriği konusunda görüş bildirmek yerine haberin akış sürecini açıklamayı tercih etti ve sadece ‘propaganda’ dedi.  
HÖH, varolduğu iddia edilen bağlantılarla ilgili görüş bildirmeyerek kendi mesajlarını vermeye devam ediyor.
HÖH’ün mesajı şu; gelişmeleri bekleyin, önümüzdeki günlerde ilginç isimler Ankara’ya gidiyor ve ilişkiler Rus uçağının düşürülmesinden sonra oluşanlardan çok daha farklı.
Bekleyelim ve görelim...
15 Temmuz darbe girişiminden sonra Bulgaristan’daki Türk partilerinde hakim olan sessizlik seçmeni rahatsız ettiği gibi, Bulgar gözlemcilerin de dikkatini çekmeye devam ediyor.
Prof. Mihail Konstantinov, darbe girişiminden sonraki sessizliği yorumlarken şunları söyluyor Üç Türk partimiz var ancak üçü de kendilerini hiç ilgilendirmiyormuş gibi susuyorlar. Oysa olay Bulgaristan ve Türkiye ilişkilerini ilgilendiriyor. Yoksa seçmeni karşısında Ankara’ya nekadar yakın olduklarını ve ya olmadıklarını göstermek için yarışıyorlar. Böyle ağır bir olay karşısında bu partiler yok oldular. Bu onurlu bir davrınış değil.

Mevcut şartlarda Konstantinov’a hak vermemek zor.
12:11 | 0 yorum |

'Zaman' artik bizim için lekedir

6 Ağustos 2016 Cumartesi |

Mümin TOPÇU

Ben ilk kez, bundan 26 yıl öncesi “Zaman” gazetesi okumuştum ve o zaman hayretler içinde kalmıştım. Bu gazetenin ruhunda Cumhuriyet ilkeleri  ve Türklük yoktu. Okuyucuyu onlarca asır geriye sürüklüyordu.

Daha sonraki yıllarda, Fetullahçı tarikat mensuplarıyla uzun tartışmalarım oldu, bazen onlarla yumruklaşmaya kadar gittiğim oldu, çünkü farklı Türkiye hayalleri yatıyordu gönüllerimizde...

Fethullahçılar, Meclisimizi bombalayarak harakiri yaptılar. İŞİD’in bile elinde olmayan F-16 uçaklarıyla!

Türkiye topraklarında, Fetullahçı hareketin bütün tohumları ve kökleri yok edilecektir.

FETÖ örgütü, daha 1990 yılında, kendisine Bulgaristan’da da uygun bir zemin bulmuştu. Nasıl olduysa, esrarengiz bir şekilde ülkemizdeki karanlık güçlerle işbirliği içine girdi ve yarınki gün, Bulgaristan’da çıkmaya devam eden “Zaman”gazetesini manşetinde askeri darbe girişiminde bulunanlar için methiyeler yazılacak. Bu  saatten sonra, bizim için bir lekedir bu gazete...

Böylece, namlunun ucundan demokrasi çıkmayacağını da canlı yayında görmüş olduk.



00:43 | 0 yorum |

Hüseyin Hafızov: ‘DOST safını çoktan belli etti, darısı hainlerin başına’

31 Temmuz 2016 Pazar |

Hüseyin Hafızov, kendisine yönelik son dönemde bazı eski istihbarat elemanlarının yürüttüğü karalama kampanyasıyla ilgili açıklamalarda bulundu.



Aylardan beri benim hakkımda Erdoğancı ve Türkiye ajanı diye iftira ve algı oluşturmaya denediler. Şu an Türkiye gündemin gidişatına göre Gülenci diye iftira ve karalama propagandası başlatılmış. Yarın Bulgaristan ejderha istilasına uğrarsa muhtemelen yine Dost’çulara atfedecekler.

Gücümüzü azaltmak, heyecanımızı kırmak ve güvensizliği aşılamak için yapılan bir hamle.

Çelişki dolu ithamlarla gülünç hale düşmekteler ve bizi de ancak eğlendirip güldürmektedirler. Bizim nerede okuduğumuzu bile bilmeyen bir istihbarat birimi devletimize nekadar faydalı olur endişe etmekteyim. Ben hayatımda hiç bir zaman yurtdışında öğrenim görmek şöyle kalsın, kursa bile katılmış insan değilim. Becereksiz, art niyetli ve vatandaşlarına zülmeden entrikacı olarak niteliyorum bunları. Dedi kodu, algı ve baskıyla uğraşan bir anlayış ve düşman güruhu.

Bulgaristan’da paralel güce sahip olan büyük bir grup var ve bunlar Delan Peevski’ye bağlı.

Yıllardan beri ona çalışmakta ve ondan mali destek almakta. Belkide bizim bunları açıklamamız lazım. Kişi bazında, entellektüel kesim gibi geçinen, kanaat önderleri, sivil kuruşları ve devlet kurumları paralel çalışmalarda bulunmakta ve Türklere nefreti yaymakta.
Ancak tekrar etmemizde fayda var – Türkiye devleti ve halkın yanındayız ve demokrasinin galip geleceğine dair kanaat sahibiyim.
DOST  safını çoktan belli etti, darısı hainlerin başına...
Türkiye'deki darbe girişimine karşıyız. Türkiye ve halkın yanında olduğumuzu bir daha belirtmek isteriz
17:16 | 0 yorum |

FaceTime ile püskürtüldü...

22 Temmuz 2016 Cuma |

Erdoğan Doğu

Türkiye , 15 Temmuz akşamı adeta sarsıldı. TSK içerisinde ki FETÖ yapılanması darbe girişiminde bulunmuştu. Neyse ki; TSK'nın büyük bölümünün bu darbe girişimine destek vermemesi ve Türk Milleti'nin bu terör örgütüne karşı direniş göstermesi sonucu , bu girişim amacına ulaşamadı.
Buraya kadar olan kısmı zaten herkes çok yakından takip etti ve yaşananları biliyor. Asıl sorulması gereken soru ise ; '' bu devirde darbe de neyin nesi? ''
Konunun uzmanı olan kişiler bu süreci ve sonuçlarını zaten inceleyeceklerdir. Ben ise olaya farklı bir boyuttan, kendi alanımdan bakmak istiyorum.
Günümüzde darbe yapmanın araçları da değişmiş. Görüldü ki darbeciler; operasyon talimatlarını, bilgi akışını, ihtiyaçları ve durum tespitlerini WhatsApp üzerinden kurmuş oldukları bir grup kanalıyla paylaşıyorlar. Hatta ihtiyaç duydukları farklı kişileri anlık olarak gruba dahil ediyorlar ve iletişime geçiyorlar.
Aslında geçtiğimiz yıllarda Facebook'un , WhatsApp'ı 19 milyar USD vererek satın almasını anlamamıştım. Çünkü; 1 USD dahil geliri olmayan dijital bir uygulamaydı sadece. Geliri olmayan  bir unsura  neden 19 milyar USD  gibi çok büyük paralar harcayarak yatırım yaparsınız? Ama artık daha iyi anlıyorum, stratejik bir satınalma ve marka değeri...
Aynı akşam içerisinde farklı bir gelişme ise; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın FaceTime ile bir televizyon kanalına bağlanması ve bu yolla Türk Milleti'ne darbecilere karşı sokaklara çıkın çağrısıydı. Ve bu çağrı ile herşey değişti... O an canlı bir Tv kanalının binasına gitme şansı olmayan Erdoğan, FaceTime yoluyla milleti ile buluştu. Sonuç olarak;
WhatsApp ile yapılan darbe,
FaceTime ile püskürtüldü...

Daha önce yazmış olduğum '' Y Kuşağı Göçmenler '' adlı yazımda, dijital medyaya, sosyal ağlara ve bunların önemine değinmiştim. Peki bizim siyasilerimiz ne kadar kullanıyor bu kanalları? Böyle durumlarda, Erdoğan kadar yaratıcı olabilecekler mi? Yoksa hala dijital dünyayı, herhangi bir etkinlikte çekilen fotoğrafların paylaşımı olarak görmeye devam mı ediyoruz?
02:50 | 0 yorum |

Bulgaristan-İran iİlişkileri

14 Temmuz 2016 Perşembe |

STOIMEN PAVLOV
Birkaç yıldır Bulgar hükümetleri Doğu piyasaları ile pek önemsenmeyen ticari ve ekonomik ilişkilerini canlandırmaya çalışıyor. Bu bakımdan geçen yıl en çok dikkati çeken Çin ve Hindistan’a gerçekleştirilen hükümet ziyaretleri oldu. Bu yıl ise Başbakan Boyko Borisov’un hafta içinde İran’a yaptığı ziyaret ilgi çekicidir. Tahran görüşmeleri, Batı’nın nükleer programı yüzünden bu ülkeye uygulanan ambargoyu kaldırmasından yakın bir süre sonra gerçekleştirildi. Sofya ile Tahran, tam şu anın ikili ilişkilerin canlandırılması için elverişli olduğu düşüncesinden hareketle ticaret, enerji üretimi ve turizm alanında iddialı işbirliği niyetlerini ilan ettiler.Basra Körfezi ile Karadeniz üzerinden İran, Ermenistan ve Gürcistan’ı bağlayacak yeni bir ulaşım koridorunun oluşturulmasına Bulgaristan’ın da katılması önerisi ele alındı. İran tarafı, Yunanistan ile Bulgaristan arasında gaz bağlantısı projesine,bu güney komşumuz üzerinden ülkemize Aleksandropulis sıvılaştırılmış doğalgaz terminalinden gaz temini projesine büyük ilgi gösterdi. Bu niyet, Sofya’nın gaz tedariki yolları ve kaynaklarını çeşitlendirme arzuları ile tam uyum içinde.
Uluslararası ambargo yıllarında İran’ın uluslararası ticarete erişimi çok kısıtlıydı ve bankaları AB ve ABD’nin kara listesine dahildi. Bunun sonucunda bu ülke bugüne dek uluslararası ticaretteki ödemelerde güçlüklerle karşılaşmaya devam ediyor. Bulgar tarafı bu bağlamda İran’a, ikili iktisadi ilişkilere ivme kazandırmanın yanısıra İran özel sektörü ile AB ülkeleri arasındaki tranzaksiyonları kolaylaştırmak amacıyla maliye ve bankacılık sektöründe işbirliği kurulmasını önerdi. Başbakan Borisov, bu sorunu Avrupa Konseyi düzeyinde de dahil, her türlü AB mertebelerinde ortaya atma angajmanını üstlendi.
Başbakan Borisov’un ziyareti, Bulgaristan’ın, Belene Atom Elektrik Santrali projesinin iptalinden sonra Rus Atomstroyeksport tarafından üretilen teçhizatın İran tarafından satın alınması ihtimalini yoklama niyeti ile en büyük ilgi uyandırdı. Bu satımın olumlu gelişmesi Bulgaristan’ın Belene projesi iptalinden doğan kayıpları minimuma indirilmesini sağlayacak için sorun olağanüstü önem taşıyor. Öte yandan, topraklarında yeni nükleer güçlerin oluşturulması için Rusya ile projelerinin hayata geçirilmesine hız kazandırabileceği için, Bulgaristan’da kullanılmamış bir Rus donatımına sahip olmak İran için büyük ilgi oluşturabilir. İran Cumhurbaşkanı Rouhani’nin Bulgar önerisine önem verilmesi gerektiği sözlerine rağmen bu sorun teknik ve mali özelliğinin yanısıra siyasi nedenlerden dolayı da çok karmaşıktır. İran’ın Batı’yı nükleer silah üretim planları olmadığı konusunda inandırmış olmasına rağmen, İsrail, Tahran’ın nükleer teknolojiler elde etme arzusunun sadece askeri amaçlara dayalı olabileceğinden korkuyor.Ancak Bulgaristan Dışişleri Bakanı Daniel Mitov’a göre İsrail, bu somut durumda her iki ülkenin yararına olan ve kendisini tehdit etmeyen ticari ilişkilerin söz konusu olduğunun bilincindedir. Bulgar heyeti bununla ilgili olarak Kozloduy atom elektrik santralinin işlenmiş yakıt atıkları ile ilgili tecrübesini Tahran’da İran uzmanlarıyla paylaşma önerisinde bulundu.
Basşbakan Borisov’un ziyareti esnasında, karşılıklı yatırımlar, ulaştırma ve haberleşme, küçük ve orta ölçekli işletmeler arasındaki işbirliği alanlarındaki bağları yeni bir temele oturtmayı hedefleyen üç ikili belge imzalandı. Ciddi gelişmeler ilerde beklenecek. Bilim işçileri ve yüksek teknoloji şirketleri temsilcilerinden oluşan çalışma grupları, deneyim değiştokuşu gerçekleştirilmesi ve iktisadi ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla bu konuda yoğun çalışmalarda bulunacak.Nükleer enerji alanındaki olası işbirliği ile ilgili olarak uzman değiş tokuşu da gerçekleştirilecek. İran tarafının Bulgaristan’a ziyaret gerçekleştirmesiyle siyasi görüşmelerin sürdürülmesi bekleniyor. İki ülke arasındaki bağların canlandırılması artık bir gerçektir ancak her şey henüz başlangıç safhasındadır.
21:18 | 0 yorum |

Göçmen Olmak!

12 Temmuz 2016 Salı |


Oktay YILMAZ 

Sürekli yuvarlanan bir taş gibi neredeyse hiç yosun tutamamak, hiç yer edinememek demektir göçmen olmak. Sürgün geçmişinden kalan yaralarının yer yer kanamasıdır göçmen olmak. Mutlusundur ama hep içinde bir sızı, hep içinde bir acabayla yaşarsın. 
Önce ayakta durmak için çabalarsın; yaşama tutunmak için çalışırsın. Sonra… Zaman artık dönmek için çok geç, kalmak için ise erken olmuştur. Doğdun öz vatanın yabancı, yabancı vatanın öz yuvan olmuştur. 
Hiçbir kimseyi tanımadan göç ettiğin şehirde gün gelir selam vere vere yürürsün yollarında. Yeni doğumlar hayat verir göçmen ailesine. Ve nasıl olduğunu anlamadan mezarları doldurmaya başlarsın bir bir… İşte o günde artık her türlü karar için geçtir. Neresi vatan, neresi sıla duygular birbirine karışır. 
*** 
Zor zanaattır göçmen olmak. Bir o kadar zor iştir göçmen çocuğu olmak. Asıl sizin istikbaliniz için göç edilmiştir; yeni yurtlar bulunmuş, yollara düşülmüş, sınırlar aşılmıştır. Ve bir gecede sizin bütün hayatınız değişmiştir. 89 ve sonrasında bu düşünceyle, ‘çocuklarımız daha iyi yaşasın’ diye İskandinavya kıyılarından Anadolu bozkırlarına kadar tüm Avrupa kıtasına ve hatta Kanada’dan, Amerika, Avustralya’ya dağıldık. 
Bulgar asimilasyon baskısından kurtulmak isteyen Bulgaristan Türkleri yeni nesli çil yavrusu gibi dağıttı. Kimimiz Kopenhag’ta kimimiz Isparta’da yeni yeni yaşamlara sarıldık. Birbirimizden kopuk ama Türklük bilinciyle ve yurdumuz Balkan topraklarına sorumluluğumuzla yaşamaya devam ediyoruz. 
*** 
21 Ağustos 1989 gecesi sınırın kapanmasına dakikalar kala Türk ana topraklarına giriş yapmış göçmen bir ailenin 9 yaşındaki korkak göçmen çocuğu olarak bütün hayatım boyunca hep o kırılma anını düşündüm. O gece o sınır geçilmese ne olurdu? Yaşamım nasıl olurdu? Şimdi nerelerde olurdum? 
Sadece 9 yaşında olmama rağmen hep hayalini kurduğum Türkiye’ye nihayet kavuşmuştum, kavuşmuştuk… Ama asıl zorluk bundan sonraydı. Özlemini duyduğun bir Türk yurdu, ama yaşam biçimini hiç bilmediğin bir ülke. İçten bir sevdayla sevdiğin Türkiye, ama yaşama sistemini hiç bilmediğin bir ülke. Görmeden çok sevdiğin bir Türk halkı, ama senin hiç bilmediğin etnik ayrılıklar… Bunları bir çırpıda algılamak, kabullenmek ve yaşamına adapte etmek kolay değil. Uzun bir mücadele süreci; “Ben Bulgar değilim, Bulgaristan Türküyüm”, “Bizimkiler oraya gitmemiş, biz Osmanlı döneminde Balkanlara yerleştirilen Türkmen kıyı boylarının torunuyuz”, kibrit kutusu kadar inşa edilmiş gettolarda kendi paranla satın aldığın evi devletin hediye etmediğini anlatma çabası… gibi gibi… 
Toplumun bütün ön yargılarına ve bilgisizliklerine rağmen Türkiye’de göçmen olarak yaşadık; sadece vatanımıza bağlılık gösterip sadece çalıştık, çok çalıştık… Kimsenin tavuğuna kış demedik ama kimseye de boyun eğmeden kendimizi kabul ettirdik. 
*** 
Dedim ya ‘sınırı geçmesek ne olurdu’ sorusu kafamda dolanıyor. Bugün ise geldiğimiz nokta gönül kırıcı! Türkiye’nin göç sorunu bizim üzerimizden tartışılıyor. Suriyeli mültecilere Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilmesine argüman olarak seçilmek biz Balkan göçmenlerini yaralıyor. Bu noktaya gelmemiz oldukça can sıkıcı. 
Biz, öz Türk olarak anavatanımızda sadece göçmen olduk, göçmen gibi yaşadık. Ne bir sokak köpeğini tekmelerle öldürdük, ne yerleşik ahaliyle kavga ettik, ne de bomba yaparken bombayı elimizde patlattık… 
Çünkü göçmen olarak yaşamak kavga etmek, yasadışı işlere buluşmak değildir. Göçmen olmak yaşam mücadelesi vermektir, ayakta kalabilmektir. 
Savaştan kaçtıkları için hayat mücadelesi vermeye çalışan Suriyelilerin birçoğunun agresif tavırları ise hiç de göçmen kimliğine uymuyor. Yerleşik topluma ayak uydurmak yerine kendi kültürünü zorla kabullendirmek göçmene yakışır iş değil! 
Biz, Bulgaristan Türkleri sadece onurumuz ve ismimiz için yaşarız. 
Eğer katil, hırsız, dilenci, asalak gibi yaşamayı kabul etmiş bazı Suriyelileri vatandaşlığa geçirmek için örnek gösterileceksem ben vatandaşlığımı bırakmaya hazırım! 
16:03 | 0 yorum |

Hadi ayırın canı canandan...

11 Temmuz 2016 Pazartesi |

Kimi zaman öyle bir söz ile muhatap olursunuz ki yerinizden bir adım ileri veya geri oynayamazsınız. En kötüsü evlattan duyulan acı kelam derler ya işte ancak böyle tarif edebilirim. Türk Tarih Kurumu eski Başkanı ve Mhp Kayseri milletvekili Yusuf Halaçoglu'nun Balkan Türklerini öven mesajının altına "Evlad-ı Fatihan ülkeye ne verdi ki" diye yazmış biri. İlkin aklıma 18 aylıkken annesinin kucağında katledilen Türkkan bebek geldi. Onun canını verdik yeter mi? Türklük uğruna, İslam uğruna son 150 yılda milyonu aşkın can feda ettik. Atalarımızın mezarlarını yalnız; evi-barkı , tüm birikimlerimizi derbeder edip geri bıraktık. Anavatanımıza kavuşur kavuşmaz şanlı toprağımıza secde edip öptük. O toprağın altına yıllar sonra askere gönderip şehit olarak dönen evlatlarımızı gömdük biz. Hadi diyelim ki tüm bunları da yaşamadık ama Türk'ü Türk'ten sırf aradaki sınırdan dolayı ayrı saymak da neyin nesidir? Rumeli işgal edilmeden önce vatan toprağının kalbi sayılırdı. Bugün aynı sıfatlara hayiz olan Antalya, Trabzon, Erzurum... o zamanlar işgal edilip şimdi başka bir ülke yönetimi altında kalsaydı orada yaşayan Türklere yine aynı davranışları mı reva görecektiniz? Eşim Kastamonulu , ben Deliormanlı , oğlum ise İstanbul'da doğdu. Hadi ayırın canı canandan... Merhum Sadık Ahmet, Yunanistan'da Türklük mücadelesi verdiği için hapisle cezalandırılırken, "Ben bir Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak bir suç ise, burada tekrar ediyorum. Ben bir Türk‘üm ve öyle kalacağım" diye feryat etmişti. Eğer bu feryadı anavatanımızda dile getirmemiz gerekiyorsa tüm Türk düşmanlarına sesleniyorum: "Eğer Türk olmak bir suç ise, burada tekrar ediyorum. Ben bir Türk‘üm ve öyle kalacağım!!!"
22:36 | 0 yorum |

Batan Gemiden Canını Kurtarmak İçin Karısını Gemide Bıraktı

Öğretmen bir gün denizin ortasında batmak üzere olan bir geminin hikayesini sınıfta öğrencileriyle paylaşır.
Gemideki çift cankurtaran botunun yanına kadar gelir ve sadece bir kişilik yer olduğunu görür.
Hikayenin gerçekliği hakkında tamamen emin olmasam da, hepimizin hikayeden ders çıkaracağını zannediyorum.
Öğretmen, hikayeyi anlatmaya başlar.
Gemi, denizin ortasında aniden batmaya başlar. Gemideki bir çift cankurtaran botuna yaklaşırken sadece bir kişilik yer kaldığını görür.
O an adam, karısını geride bırakır ve bota atlar.
Batmak üzere olan gemideki kadın eşine bakar ve son cümlesi şu olur.
Öğretmen bir an durur ve öğrencilerine, “Sizce kadın, kocasına ne demiş olabilir?” diye sorar.
Öğrencilerinin çoğu: “Senden nefret ediyorum. Nankör herif!” demiştir diye cevap verir.
Öğretmen, köşede sessizce oturan bir çocuk görür ve aynı soruyu ona da sorar. Çocuk, “Öğretmenim bence ‘Çocuğumuza iyi bak demiştir'” diye cevap verir.
Öğretmen şaşırarak çocuğa sorar, “Daha önce bu hikayeyi duymuş muydun?”
Çocuk kafasını sallar ve “Hayır ama annem babam vefat etmeden önce aynı şeyi söylemişti.” der.
Öğretmen suratında üzgün bir ifadeyle, “Cevabın doğru” der.
Gemi batar, adam evine gider ve kız çocuğunu tek başına yetiştirir.
Yıllar sonra çocuk vefat eden babasının günlüğünü bulur.
Meğerse, çift gemi seyahatine çıktıklarında kadına ölümcül hastalık teşhisi konmuş. O kritik anda, baba ölmek üzere olan eşi yerine kendini bota atmış.
Baba günlüğünde, “Denizin dibine beraber batmayı o kadar isterdim ki… Ama çocuğumuz için, tek başına denize batmanı izlemek zorunda kaldım.” yazmış.
Hikaye biter ve sınıf sus pus olur.
Öğretmen, çocukların hikayeden gereken dersi çıkardıklarını düşünür. İyiyle kötüyü ayırmanın, aralarındaki ince çizginin ne kadar kafa karıştırıcı olduğunu anladıklarını düşünür.
Bu nedenle, olaylara yüzeysel olarak bakmamalı ve ön yargılarda bulunmamalıyız.
Hesap geldiğinde hesabı ödeyen bir arkadaş, zorunlu hissettiği için değil arkadaşlığa paradan daha çok önem verdiği için bunu yapar.
İş hayatında sürekli insiyatif alanlar bunu aptal oldukları için değil sorumluluğun ne demek olduğunu bildiklerinden yaparlar.
Tartışma sonrasında ilk özür dileyen kişi bunu suçlu olduğu için değil etrafındakilere değer verdiği için yapar.
Size sürekli mesaj atan birisi, yapacak başka bir şeyi olmadığından değil, size önem verdiğinden bunu yapar.
Bir gün hepimiz sevdiklerimizden bir şekilde ayrılacağız. Sohbetlerimizi ve beraber kurduğumuz hayalleri özleyeceğiz.
Bir gün çocuklarımız eskilerden bir fotoğraf görecek ve “Bunlar kim?” diye soracaklar. İçimiz kan ağlayarak “Bunlar, hayatımın en güzel günlerini geçirdiğim insanlar.” diye cevap vereceğiz.
14:08 | 0 yorum |

DOSTUNDAN NEDEN KORKUYORSUN, MADAM LİLİYA?

10 Temmuz 2016 Pazar |

Mümin TOPÇU

Savcının bütün gayretine rağmen, yeni partimiz mührüne gene kavuşamadı. Ticari yasalar “uzmanı” hakime Liliya İlieva, siyasi kulvarda sınıfta kaldı. İyi de oldu! Böylece ülkemizin yargı ahırlarını temizleme süreci hızlandırılmış oldu. Bizde Mityü Gestapo’yu veya Drındar Dangalağını daha erken yargılarız... Madam Liliya’nın bir önceki iki gülünç kararını es geçelim. Başıbozuk Hakimeye göre, yeni partinin kayıt evraklarında, formal olarak bir hata yokmuş ama kanunun ruhu “zedelenmiş” bir kere. Demek ki, mahkeme yasa dışı bir eyleme sebebiyet vermekte ve Cadılar Avı cübbesi giyme hazırlığına sürüklenmekte... Tabi ki, buna izin veren olursa! Pek de manacı ve olgunlaşmamış çıktı bizim kavuncular diyarında yetişen Madam Liliya. Partimizin ne adını, ne amaçlarının formule ve konkretize edilmesini beğenmekte. Hatta, etnik bir parti kokusu almış burnu! Yani, kendisi, Bulgaristan’ da ki Türklerin, yaşadıkları bölgelerde siyasi parti kurma hakkı tanımamakta. Öyleyse, hadi bakalım, Cebele, Koşukavağa, Dulovo veya Podayva’ya Bulgarlar, ya da en iyisi Ruslar yerleştirilsin ve böylece, “etnik” partilerin kurulması engellensin. Yüzde yüz Türklerin yaşadığı köy ve kasabalarda, şimdi biz nereden bulalım bunca Bulgarı ve Urusu? Eh, görüldüğü gibi, Jivkov zihniyeti, hala tamamen kökünden kazınmış değil... Yoldaş hakimeye göre, daha iyisi yeni bir parti hiç kurulmasın, sonuçta derin devletin “Türk”partisi herkese yetmiyor mu? Hem de nasıl yetiyor? Adeta ikrah geldi bütün Bulgaristan toplumuna... Bize, kızılcık şerbeti niyetine, kan içirtiliyor... Bütün yasaların izin vermesine rağmen, Bulgaristan’daki Türkler, ne bir otonomi, ne de anadillerinin resmileştirilmesini talep etmekte. Onların tek derdi, ülkedeki bütün etnoslarla hep beraber ve özgürce siyaset yürütmek. Madam Lilya’nın derdi ve korkusu ise, Türklerin anadillerinde konuşmasına yönelik. Madam Liliya, sakın unutmasın, biz vaktinde “çujd ezik” konuştuğumuz için “pet leva” ceza ödemiş bir etnosun temsilcileriyiz. Bir isim uğruna kurşun yedik, mahpus yattık... Totalitarizım ejderhasını öldürdük, ama her nerede hala yaşatılıyorsa, yakın zamanda kanlı uzantılarını da kesip atarız. Dostundan neden korkuyorsun, Madam Liliya? Ya da suflörlerin korkudan titremekte ve altına etmekte...
20:14 | 0 yorum |

Hey Dost! Durmak yok, koşmak var! Yola devam

9 Temmuz 2016 Cumartesi |

Bayram ÇOLAKOĞLU
Dün kafatası ırkçılığından kelime ırkçılığına bir Bulgaristan güzellemesi daha yaşadık.
Üniversitede okurken sol eksenli hocalarımız kahir ekseriyete sahipti. Bu hocalarımızdan birini hiç unutamıyorum. Milliyetçiliğe, manevi değerlere saldırır; kafatasçı diye milliyetçileri aşağılardı. Amma ve lakin bu hoca hanım müthiş bir şekilde “kelime ırkçılığı” yapardı. Tutarsızlık… Yani, konuşurken kendini zorlayarak iktisat literatürünün kalıplaşmış terimlerinin uydurukçalarını, güya Türkçe diye kullanırdı. O zaman ben bunlara “kelime ırkçıları” derdim. Bu ırkçılık bizim komşuda da devam ediyor.
Bahsettiğim konu malum, Bulgaristan’da Sorumluluk Özgürlük ve Hoşgörü İçin Demokratlar (DOST) Partisi’nin mahkeme tarafından tescili reddedildi. Sebep “DOST” Türkçeymiş. İki, partinin üyelerinin çoğu Türkmüş dolayısıyla etnik parti oluyormuş.  Hadsiz derecede saçma bir gerekçe… Sofya Şehir Mahkemesi’nin partiyi kaydetmeme gerekçesi akıl ve iz’andan fersah fersah uzak … DOST Partisi Genel Başkanı Lütvi Mestan yaptığı basın toplantısında çok açık bir şekilde izah etmiş, bu gerekçenin saçma sapan olduğunu…  Ve bu gerekçelerin üzerine söylenecek çok da fazla söz yok.
Zaten saçma sapan bir teşebbüs de son günlerde sürüyordu. Malum Bulgaristan Meclisinde başörtüsünü yasaklama girişimi de bu saçmalıklar zincirinden bir halkaydı. Böylelikle bu saçmalıklar zincirine bir halka daha eklendi.
Anayasaya göre eşit vatandaş sayılacaksın, sadece Bulgar üyelerden oluşan parti kurulunca etnik olmayacak, içinde Türlerin ve Bulgarların üye oluğu parti kurulunca “etnik parti” olacak. “Etnik Yaftası” sadece içinde Türkler olursa vurulacak bir yafta, normal şartlarda orta akıllı bir insan nazarında anayasa suçu.
Dünyanın hiçbir dili saf değildir, olamaz ve olmamıştır. Bu, dillerin tarihi gelişim seyrine ters… Bunu niçin söylüyorum. Güya, “Dost” Türkçe bir kelime olduğu için, parti kaydedilmemiş, üstelik bu bizatihi bir kelime değil, partinin adının baş harflerinden oluşan bir kısaltma. Bu gerekçeye sadece gülünür ve ancak şu denebilir: “Minareyi çaldın, bari adam gibi bir kılıf uydur”!
Bir başka gariplik de bir partinin resmiyet kazanmasına bir hâkim karar veriyor. Bütün ülkeyi alakadar eden bir konuda bir kişi karar veriyor. Bu tiyatro Müftülük Seçimlerinde de yaşandı.
Demokratik ülkelerde gerekli belgelerin verilip, müracaat yapılması yeterli olur, partinin kurulması için… En azından AB’ye girememiş Türkiye’de bu kadar kolaydır.
Sözün özü, “DOST Hareketi” iyi yolda, DOST’lu vatandaşlar yılmamalı, aksine “tuttuğumuz yol isabetli” deyip, daha bir azimle çalışmalı!
Önemli ve hayırlı işlerin çok muzır mânileri olur” durmak yok, koşmak var.
17:36 | 0 yorum |
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve AJANS BG'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Мненията на редакцията и на автора/ите могат да не съвпадат.